e
sv

Biri Bizi Gözetliyor

avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Hayatta en çok kime güvenirsiniz? Annenize, eşinize, kardeşinize, çocukluk arkadaşınıza Peki hayatta en çok güvendiğiniz bu kişiye, bütün WhatsApp yazışmalarınızı okutur muydunuz? Ya da internette girdiğiniz bütün siteleri, yaptığınız bütün aramaları gösterir miydiniz? Sanırım cevap hepimiz için net. Her bireyin, kendi kişisel alanında mahremiyet ihtiyacı var ve buna hakkı var.

 

Kişisel verilerin korunması, yakın zamanda daha da sıklıkla duyacağımız, çok önemli bir kavram. Kişisel veriler ve mahremiyetin korunması, birçok ülke mevzuatına göre bir insan hakkı. Tarihe baktığımızda, kişisel verilerin korunmasının ve mahremiyetine ilişkin bazı ilkelerin oldukça eskiye dayandığını görüyoruz. Bunun en bilinen örneği, milattan önce beşinci yüzyılda uygulanmaya başlayan Hekimin Sır Saklama Yükümlülüğü. Bugün hâlâ geçerliliğini koruyan ve hipokrat yemininde yer alan bu ilkeye göre, hekim hastasıyla ilgili öğrendiği bilgileri kimseye açıklamamakla yükümlü.

Hipokrat[1]

 

Hipokrat gibi; bazı dinlerde din adamlarına ya da bazı meslek gruplarına, örneğin avukatlar gibi, getirilmiş sır saklama yükümlülüklerinin de geçmişi bir hayli eskiye dayanıyor. Bununla beraber, bugün anladığımız anlamda kişisel verilerin korunması aslında oldukça yeni bir alan. Bir nevi Sanayi Devriminin çocuğu. Bugün dünyada üretilen veriler, korkunç büyüklüklere ulaştı. zetabayt veri üretildi.

 

 Zetabayt nedir derseniz,

 

Gözümüzde canlandırmak istersek yüksek çözünürlüklü bir makale düşünebilirsiniz. Nesnel bir karşılaştırma yapmak gerekirse olarak düşündüğümüzde, zetabayt Çin Seddi’nin toplam hacmine eşit. Yani 33 tane Çin Seddi’nden bahsediyoruz. Peki bu kadar çok veri üretiliyorken bu veriler nerede depolanıyor? Kim tarafından kullanılıyor? Kim tarafından işleniyor? Bunu biliyor muyuz?

 

Sosyal medya, bugün hemen hepimizin her anını paylaştığı bir mecra. Bizler hakkında annemizden, arkadaşlarımızdan daha çok şey biliyor. Bunları bilmekle kalmıyor, bize sürekli bir şeyler pazarlamaya çalışıyor. İşte bu sayede, birkaç gün önce internette baktığınız güneş gözlüğü ya da beğenip almadığınız o gömlek, sizi başka internet sitelerinde de sürekli takip ediyor.

 

Düşünün, çok ünlü bir iç çamaşırı mağazasının internet sitesine girdiniz. Bir kaç iç çamaşırı baktınız, almadan çıktınız. Daha sonra, iş yerinde müdürünüz beraber bir iş yapmak için masanıza geldi, bilgisayarınıza oturdu ve bir internet sitesi açtınız. İşte o davetkâr iç çamaşırlar ve sütyenler, sitenin sağında solunda yanıp sönüyor. Aslında hepimiz taciz ediliyoruz. Dijital hayattaki bu uygulamanın gerçek hayattaki karşılığı; bir mağazaya girdiniz, iç çamaşırlarına baktınız ama almadan çıktınız. Daha sonra mağaza görevlisinin, o iç çamaşırını kapıp evinizin kapısına dayanıp siz kapıyı her açtığınızda, o çamaşırı burnunuza dayadığını düşünün. O mağaza görevlisinin sonunun çok iyi olmayacağını sanırım hepimiz tahmin edebiliyoruz.

 

 

Sosyal medya, aslında bundan çok daha fazlasını yapıyor. Üstelik, biz hiç farkında olmadan. Facebook‘un kurucusu Mark Zuckerberg. Biz bu fotoğrafı, aslında ülkemizde de gazetelerde, haberlerde bir ara çok sıklıkla gördük. Ama bu beti benzi atmış, muhtemelen günlerdir stresten uyuyamamış yüzün neden Amerikan senatosunun önünde ifade verdiğini çok da konuşmadık.

 

Bütün dünyada, çok büyük bir psikolojik manipülasyon olarak bahsedilen Cambridge Analytica ve Facebook vakasından bahsediyoruz. Bu olayda 50 milyon Facebook kullanıcısının, ayrıntılı profilleri çıkarılarak mikro hedefleme yöntemiyle, doğru zamanda doğru kişinin önüne doğru içerik çıkarılmak suretiyle, Amerikan seçimlerinin Trump lehine manipüle edildiği artık bütün dünyaca bilinen bir vaka.

 

Cambridge Analytica yetkilileri, bir gizli kamera kaydında insanların farkında olmadıkları, hatta bilinç altlarında olan endişeleri, korkuları ve umutlarını kullanarak gizlice hedeflenmiş içeriklerin önlerine çıkarıldığını açıkça anlatıyordu. Bu olayın etik olmayan Birincisi, Amerikan seçim yasalarına göre propoganda bütçesini aşmak yasak. Cambridge Analytica ise ürettiği bu bağımsız içerikleri, bağımsız grupların içerikleriymiş gibi gösterip bu yasağa dolandı. İkinci ve daha önemli unsur ise, seçmenler çoğu zaman önlerine çıkan bu içeriklerin siyasi propoganda olduğunun bile farkında değildi.

 

Bizler, yetişkin beyinlerimizle seçim zamanları önlerimize çıkan propogandaları değerlendirmek, bunlardan etkilenmek veya etkilenmemek kararını bilinçli olarak alabiliyoruz. Ama bu olayda seçmenler, belki çok hassas oldukları bir noktayı etkileyecek bu içeriklerle farkında olmadan manipüle edildiler. Bu mikro hedefleme, öyle bir mikro hedeflemeydi ki Trump‘a oy verme ihtimali bulunduğu tespit edilen seçmenlerin önüne, Trump’a oy vermeye yönlendirecek içerikler çıkarılırken bu ihtimalin daha düşük olduğu seçmenlerin önüne, örneğin Pensilvanya eyaletindeki siyahi seçmenlerin önüne sandığa gitmeme, oy vermeme yönünde içerikler çıkarıldı.

 

Cambridge Analytica[2]

 

Ulusal güvenlikle ilgili endişeleri çok yüksek olan seçmenlerin önüne “Nükleer kodları gerçekten Hillary’e, üstelik bir kadına mı emanet edeceksiniz?” şeklinde, hem cinsiyetçi hem yönlendirici içerikler çıkarıldı. Seçmenlerin %90’ının yönlendirici ve yanlış haberler gördüğü bir seçim düşünün. Üstelik bu sadece Amerikan seçimlerinde değil, Birleşik Krallık’ın, Avrupa Birliği’nden çıkışına ilişkin Brexit sürecinde, Kenya seçimlerinde, Çek Cumhuriyeti, Nijerya ve hatta Hindistan seçimlerinde de kullanıldığı söyleniyor. Yani bütün dünyanın siyasal eğilimini, aslında kim daha çok para verirse onun yanında olacak bir özel şirket yönetmiş.

 

Peki, siyasi seçimler bile manipüle edilirken kararlarınızı gerçekten siz mi veriyorsunuz?

 

Biz size, “Facebook’larımızı kapatalım, Instagram hesaplarımızı kapatalım. Akıllı cihazlarımızı, akıllı saatlerimizi, teknolojik bütün ürünleri terk edelim, doğada tek başımıza yaşayalım,” demiyorum. Size mandıra filozofu olmayı önermiyoruz. Ama rasyonalist açıdan, sorgulama ihtiyacını  hissediyoruz.

 

Siz de soru sorun, sorgulayın, kararlarınızı bilinçli şekilde verin istiyorum. Örneğin, telefonlarınızdaki uygulamaların hangi kişisel verilerinize eriştiğini biliyor musunuz? Hangi uygulamalar fotoğraflarınıza, videolarınıza, lokasyonunuza, mikrofonunuza erişiyor? Biz telefonumuza bu gözle baktığımızda, böyle bir tabloyla karşılaştık. Örneğin, alttan ikinci uygulama bir döviz uygulaması. Bir döviz uygulamasının mikrofona erişmeye gerçekten ihtiyacı var mı? Ya da bu bir ihtiyaçsa bile, kullanmıyorken bile bu erişimin devam etmesi gerçekten gerekli mi?

 

Bütün internet erişimlerimiz, internette yaptığımız bütün hareketler işleniyor, depolanıyor ve bizimle ilgili bilgiler çıkarılmak üzere kullanılıyor. Gmail, mail’lerinizi silseniz bile hatta mail hesabınızı tamamen yok etseniz bile bu bilgileri arka planda yedekliyor. Yine Gmail, yazdığınız mail’lerin içeriklerini, evet, mail’lerinizin içeriklerini kullanıyor. Gönderdiğiniz, aldığınız videoları, dökümanları site videolarının altına yaptığınız yorumları bir araya getirip sizi segmente ediyor.

 

Google[3]

 

Google’ın Gizlilik Politikası. her sekmede yaklaşık bu metinler içerisinde başka metinlere link veren farklı metinler bulunan bir metinler bütünü. Bir hukukçunun bişe okuması 2 gününü aldı. iTunes sözleşmesi de bunun gibiydi. Fakat gelen tepkiler, talepler üzerine değiştirildi, sadeleştirildi ve kısaltıldı. Yani biz talep etmedikçe değişmeyecek her şey. Biz farkında olup talep edince ancak bir şeyler değişecek. Çin, daha da ileri giderek vatandaşlarını skorlamaya başladı. Bugün, ülkenin bazı kısımlarında yürülükte olan ve 2020’de tamamında yürürlüğe girecek uygulamayla devlet, hem kamusal alanda hem dijital alanda yapılan bütün hareketleri izliyor ve vatandaşları buna göre skorluyor.

 

Örneğin, bir ebeveyn çocuğunu iyi bir okula yazdırmak istediğinde belki de faturalarını geç ödediği için, skoru düşük olduğu için, bunu yapamayacak. Bu distopik bir örnek olsa da ve çok şükür dünyada henüz bunu yapan başka ülke olmasa da, kişisel veri işlemenin aslında nereye gideceğini gösteren çok çarpıcı bir örnek.

 

Bütün dünyada bu konular konuşulmaya, tartışılmaya, bu konuda düzenlemeler yapılmaya devam edecek. Türkiye, 1981 yılında başka devletlerle beraber kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir sözleşme imzaladı. Ama bu sözleşme henüz sadece 3 yıl önce, Kişisel Verilerin Korunması Kanunumuz, yine 2016’da yürürlüğe girdi. Bunu mukabil, Avrupa Birliği kafa yoruyor, düzenlemeler çıkarıyor, çıkarttığı düzenlemelerin çağın gerisinde kaldığını görüp onu iptal edip yeni düzenlemeler çıkarıyor. Yani tabiri caizse onlar maratonda ikinci turu koşarken biz henüz emekliyoruz. Bu konuda oldukça liberal olan Amerika Birleşik Devletleri bile, yükselen bu hassasiyetlere önem vermeye başladı. Yakın zamanda Kaliforniya eyaletinde, kişisel verilerin korunması ile ilgili bir düzenleme çıktı.

 

Mark Zuckerberg ifade verirken senatör ona, “Dün gece kaldığınız oteli bizimle paylaşır mısınız?” diye sordu ve “Hayır,” cevabını aldı. Senatör bunun üzerine, “İşte esas önemli olan tam da bu; gizliliğimiz, mahremiyetimiz ve bunun sınırları bütün dünyayı birleştirirken mahremiyetimizden ne kadar ödün verdiğimiz,” dedi.

 

Hepimize mahremiyetimizden ödün vermediğimiz, kararlarımızı bilinçli, özgürce ve manipüle edilmeden verdiğimiz bir gelecek diliyoruz.

 

Sıradaki içerik:

Biri Bizi Gözetliyor