e
sv

Medeni Hukuk II

Medeni Hukuk II
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Medeni Hukuk II. Medeni Kanunun başlangıç bölümünde, çok önemli birtakım kavramlar yer alır. Bahsedilen kavramların önemi, hukuki sorunların çözümünde, esas mantık yürütme şeklini belirlemelerinden gelir. Bu kavramların iyi öğrenilmesi, gelecekte karşılaşılacak pek çok konu hakkında doğru yorum yapılması bakımından gereklidir. Dürüstlük kuralı, kişilere bir davranış yükümlülüğü getirir. Buna göre kişi haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken benzer durumda “makul, dürüst ve orta zekâlı” kişilerin davranacağı şekilde davranmalıdırlar.

Bir hususu ispatlamaya çalışmak, bir konu hakkında hâkimi ikna etmek anlamına gelir. Türk Medeni Kanununun ikinci maddesine göre “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır”. Bu hükümde, bir hakkı kullanırken veya bir borcu yerine getirirken nasıl hareket edilmesi gerektiği genel olarak belirtilir. Kişiler haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken toplum içindeki makul, dürüst, orta zekâlı bir kimsenin davrandığı gibi davranmalıdır. Dürüstlük kuralları genel olarak hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesinde kullanılır.

Medeni Hukuk II

Medeni Hukuk II

Bunun yanında dürüstlük kuralı; Kanunların yorumlanmasında, hukukî işlemlerin kurulmasında, yorumlanması, tamamlanması, başka işlemlere dönüştürülmesi ve yeni şartlara uyarlanmasında da kullanılır. Bir hakkın amaçlarına ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılmasına hakkın kötüye kullanılması adı verilir. Türk Medeni Kanununun ikinci maddesine göre “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”. Örneğin, hakkını kötüye kullanan davacı ise davası reddedilir. İyi niyet, bir olayı bilmek veya bilmemek gibi sübjektif bir esasa dayanır.

İyiniyet, bir hakkın kazanılmasına engel olan hukukî bir eksikliğin bilinmemesi veya bilinmesinin gerekmemesidir. Diğer bir ifadeyle İyiniyetin korunduğu hallere medeni hukukun bütün dallarında özellikle eşya hukukunda rastlamak mümkündür. Örneğin, tapu sicilinde yer alan yanlış kayda güvenerek mülkiyeti kazanan kimsenin bu güveni korunur. İyiniyetin iki adet unsuru bulunur. Bunlar: İyi niyetten söz edebilmek için öncelikle, bir hakkın doğumuna veya sonuçlarını meydana getirmesine engel olan bir durumun varlığı hakkında bilgisizlik veya yanlış bilginin olması gerekir.

Bilgisizlik veya yanlış bilgiye, satın alınan bir televizyonun çalıntı olduğunun bilinmemesi örneği verilebilir. Bir kimsenin iyi niyetinden söz edebilmek için bilgisizliğinin veya sahip olduğu yanlış bilginin normal olarak karşılanabilmesi yani mazur görülebilir olması gerekir. Kişinin iyi niyetinden söz edebilmek için bu bilme yükümlülüğüne aykırı davranmamış olması zorunludur. Eğer aykırı davranırsa bilgisizliği mazur görülemez. Örneğin tapu sicilindeki tescilden haberdar olmadığı iddia edilemez. Bazı durumlarda da “durumun gereği olan bilme yükümlülüğü” söz konusudur.

Yani, bilgisizlik veya yanlış bilginin mazur görülebilmesi için kişinin kendisinden beklenen özeni göstermiş olması gerekir.

Türk Medeni Kanununun 3. Maddesine göre “Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır”. Kanun koyucu, iyiniyet aranan hallerde aslolan onun varlığıdır diyerek onun varlığının değil, yokluğunun ispat edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu maddede iyi niyet karinesi öngörülmüştür. İyiniyetin korunduğu hallere, medeni hukukun bütün dallarında özellikle eşya hukukunda rastlanır. Eşya hukukunda iyi niyeti temel alan hükümlerden biri de Türk Medeni Kanununun 988. hükmüdür. Anılan bu hüküm gereğince, Bu hükme göre sahibinin elinden rızası ile çıkan bir malın iyi niyetle kazanılması mümkündür.

Örneğin A’nın B’ye kiraladığı televizyonun, B tarafından C’ye satılması durumunda, tasarruf yetkisine sahip olmayan B’den televizyonu alan C iyiniyetli ise bu iyiniyeti korunacak ve televizyonunun maliki olacaktır. Bir hususu ispatlamaya çalışmak, bu konu hakkında hâkimi ikna etmek anlamına gelir. Hukuki bir meselede bir vakıanın kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorununa ispat yükü denir. Türk Medeni Kanununun altıncı maddesine göre “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”

Burada bir yükümlülük değil, bir yük vardır. Diğer bir ifadeyle, kişi iddiasını ispat edemezse, diğer taraf onun mutlaka ispatını isteyemez. Aynı maddenin devamında, bu genel kuralı takiben ispat yükünün bazı istisnalarının olduğuna da işaret edilmiştir. Bu istisnalar şu şekilde sıralanabilir: Karine, belirli bir olaydan ya da varlığı bilinen bir olgudan, belirli olmayan bir olay ya da varlığı bilinmeyen bir olgunun çıkarılması anlamına gelir. Türk Medeni Kanununun yedinci maddesine göre “Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.

Medeni Hukuk II

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şekle bağlı değildir”. Resmî bir makam veya kişinin katılımı ile düzenlenen senetlere “resmî senet”, resmî bir makam veya kişinin katılımı olmaksızın düzenlenen senetlere ise “adî senet” denir. Resmi senetler, kesin delil olarak kabul edilir. Ancak adî senet, altında imzası bulunan kimsenin bunu mahkemede ikrar etmesiyle resmî senede dönüşür ve kesin delil olur.

Resmî siciller ise devlet memurları veya devletin görevlendirdiği başka görevliler tarafından tutulan tapu sicili, ticaret sicili gibi kütüklerdir. Dürüstlük kuralı, makul bir insan davranışıdır. Kişi haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken “dürüst, makul ve orta zekâlı” bir kişi gibi hareket etmeli, dürüstlük kuralına uygun davranmalıdır. Dürüstlük kuralında benimsenen “Güven” ilkesinin işleyişi tamamen dürüstlük kuralının uygulanmasına dayanır. Hukuk hayatında bir vakıanın kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorununa ispat yükü denir.

Sıradaki içerik:

Medeni Hukuk II