e
sv

Medeni Hukuk IV

Medeni Hukuk IV
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Medeni Hukuk IV. Topluluk halinde yaşayan insanların çeşitli nedenlerle aralarında bağ bulunması doğaldır. Bu bağın en sık karşılaşılan kaynağı hısımlıktır. Kişilerin bir yerle bağlantısı ise yerleşim yeri olarak ifade edilir. Yerleşim yeri de hısımlık gibi kişilerin kişisel durumlarını belirleyen hallerden biridir. Hısımlık insanlar arasındaki yakınlık bağını ifade eder. Kan hısımlığı, kayın hısımlığı ve evlat edinmeden doğan hısımlık olmak üzere üçe ayrılır. Kan hısımlığı, bir kimse ile onun kendilerine kan bağıyla bağlı bulunduğu kişiler arasındaki hısımlıktır. Kan hısımlığı da kendi içinde, üstsoy-altsoy hısımlığı ve yansoy hısımlığı olmak üzere iki gruba ayrılır.

Medeni Hukuk IV

Medeni Hukuk IV

Düz hat hısımlığı olarak da adlandırılan üstsoy-altsoy hısımlığı, birbirlerinden üreyen kişiler arasındaki hısımlıktır. Örneğin ana ve babaları bir olan kardeşler arasında tam kan yansoy hısımlığı vardır. Sadece bir tek kökün ortak olduğu yansoy hısımlığı, yarım kan yansoy hısımlığı olarak isimlendirilir. Örneğin anaları bir babaları ayrı veya babaları bir anaları ayrı kardeşler arasında durum böyledir. Yerleşim yeri, öğretide, bir kimsenin oturmakta olduğu, iş ve aile ilişkilerinin merkezi olan yer olarak tanımlanır. Yerleşim yeri hem özel hukuk hem kamu hukuku bakımdan önem taşır. Bu bakımdan herkesin yerleşim yerinin bulunması gerekir. Yerleşim yerinin seçimi hukuki fiil niteliğini taşır.

Türk Medeni Kanunu’na göre yerleşim yerine iki temel ilke hâkimdir. Bunlar, yerleşim yerinin tekliği ilkesi ve yerleşim yerinin zorunluluğu ilkesidir. Üç tür yerleşim yerinden söz edilir. Bunlar; İradi yerleşim yeri, bir kimsenin kendi isteği ile seçtiği ve kural olarak oturmakta olduğu yerleşim yeridir. Bir yerde fiilen oturma iradi yerleşim yerinin objektif unsurunu, oturma niyeti ise sübjektif unsurunu oluşturur. İtibari yerleşim yeri iki farklı durumda söz konusu olur. Bunlardan biri, iradi bir yerleşim yeri bulunmayan kimseler bakımından ortaya çıkar. Diğeri ise kişilerin mutlaka bir yerleşim yeri olması gerektiği kuralına dayanır ve kanunda düzenlenmiştir.

Yasal yerleşim yeri bazı kimseler için kanun tarafından düzenlenmiştir. Yasal yerleşim yeri, velayet altındaki küçükler ile vesayet altındaki kişiler bakımından söz konusudur. Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. Velayet altındaki küçüğün yerleşim yeri ise kural olarak anne ve babasının yerleşim yeridir. Kişilik hakları, insanın insan olması nedeniyle ve onun korunması için tanınan haklar topluluğudur. Bu bağlamda kişilik hakları, bir kimsenin maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerindeki mutlak haklardır.

Hak ve fiil ehliyetinin yanı sıra kişinin hayatı, sağlığı beden tamlığı, onuru, itibarı, özel hayatı, sırları, resmi ve ismi gibi tüm değerleri üzerindeki hakların tamamını kapsamına alır.

Tüm bu belirtilenler değerlendirildiğinde kişilik hakları; Medeni Kanun, bir kimsenin kişiliğini zedeleyen özverilerde bulunmasına izin vermemiştir. Türk Medeni Kanununun 23. Maddesine göre “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz”. Bu hükümden anlaşıldığı üzere hiç kimse, yapacağı bir hukuki işlemle hiçbir zaman evlenmeyeceğini, taşınmaz eşya satın almayacağını, mirasçı olmayacağını vaat edemez.

Yine bir kimse, bir kimse ölünceye kadar hiçbir siyasi partiye girmeyeceğini, belli bir yerden alışveriş yapmayacağını, çocuk sahibi olmayacağını taahhüt edemez. Çünkü bu tür sınırlamalar, özgürlüklerden vazgeçmek anlamına gelmektedir. Kişiliğin dışa karşı korunması, kişilik haklarını başkalarından gelebilecek olan hukuka aykırı saldırılara ve kişilik değerlerinin ihlaline karşı koruma altına almak anlamına gelir. Kişilik haklarına yönelik bir saldırının varlığından söz edebilmek için gerçekleşen davranışın hukuka uygun olmaması, hukuka uygunluk sebeplerinin bulunmaması gerekir. Türk Medeni Kanununun 24. maddesinde sayılmamış olsa da Türk Borçlar Kanunu hükümleri de dikkate alınarak hukuka uygunluk sebeplerine iki sebep daha eklenmelidir. Bunlar haklı savunma ve ıztırar hali yani zorda kalma durumu olarak sayılabilir. Kişiliğin dışa karşı korunması için bazı davaların açılması gerekir. Bu davalar Türk Medeni Kanununun . maddesinde şu şekilde belirtilir: Saldırıya son verilmesi davası, kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırının gerçekleşmesi ve bu saldırının halen devam etmesi durumunda açılır.

Davanın açılabilmesi için saldırıda bulunanın kusurlu olması şart değildir. Davanın açılmasıyla amaç, devam etmekte olan saldırının durdurulmasıdır. Önleme davası, henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte, birtakım belirtilerden yakın bir zamanda gerçekleşmesi mümkün görülen bir haksız saldırı tehlikesine karşı açılır. Gerçekleşen haksız saldırı neticesinde kişi maddi veya manevi zarara uğramış olabilir. Söz konusu zararın giderilebilmesi için tazminat davası açılması mümkündür. Kişilik hakkı saldırıya uğrayan kimsenin tazminat davası açabilmesi için fiilin kişilik haklarını ihlal etmesi, zarar, kusur ve uygun illiyet bağının olması gerekir.

Medeni Hukuk IV

Ancak hakkaniyet sorumluluğunda ve objektif sorumluluk hallerinde kusur aranmaz. Kişilik haklarına haksız saldırıda bulunan kimse bu saldırı neticesinde sebepsiz zenginleşmiş olur. Söz konusu sebepsiz zenginleşmenin iadesi vekâletsiz iş görme davası açılarak sağlanabilir. Ad, bir kimseyi hemcinslerinden ayırmaya yarayan, onu belirleyen bir tanıtım aracıdır. Ad, ön ad ve soyadından meydana gelir. Ad, aynı aileye mensup olan kişileri birbirinden ayırmaya yarayan bir kelimedir. Çocuğun adını ana ve babası birlikte koyarlar. Soyadı, bir kimseyi diğer aile fertlerinden ayırmaya yarayan ve soydan soya geçen bir kelimedir. Her kişinin bir soyadının bulunması zorunludur. Ad kavramı, öz ad ve soyadından ibaret değildir. Takma ad dışında bir kimseye başkaları tarafından verilen ad da bulunabilir. Buna lakap denir.

Bunlar dışında ticari işletmeler tarafından kullanılan işletme adı ve ticaret unvanı da ad kavramı içerisinde yer alır. Ad, kişilik haklarına dâhil olduğu için ad üzerindeki hak her şeyden önce kişiliğin korunmasıyla ilgili hükümlerden yola çıkılarak korunur. Ancak kanun koyucu, önemi gereği adın korunmasına ilişkin ayrı bir hüküm daha getirmiştir. Hak ve fiil ehliyeti kadar kişilerin kişisel durumları da kişilik kavramı ile yakından ilgilidir. İnsanların başka insanlarla ilişkileri hısımlık adı altında incelenir. Kişilerin bir yerle olan ilişkisi ise yerleşim yeri adı altında değerlendirilir. Yerleşimi yeri hem Medeni Kanun hem Usul Kanunu bakımından oldukça önemli bir kavramdır. Bu nedenle bizim hukukumuzda yerleşim yerinin tekliği ve yerleşim yerinin zorunluluğu ilkeleri kabul edilmiştir. Bu nedenle de korunmaları önem taşır. Kişilik haklarının ihlali halinde hakkı ihlal edilen hak sahibine dava hakkı tanınmıştır. Hakkı ihlal edilen hak sahibi, Kişinin adı kişiliğe dâhil unsurlardan olsa da adın korunması Türk Medeni Kanununda ayrı bir hükümle düzenlemiştir. Anılan hükümle adı ihlal edilen kişiye kişiliğin ihlalinde olduğu gibi açma imkânı tanınmıştır.

Sıradaki içerik:

Medeni Hukuk IV