e
sv

Neden Değişmeyiz? Kişisel Gelişim

avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Bu yazımızın konusu değişim engelleri. Çünkü, değişmenizi engelleyen birisi ya da birileri olabilir. Ya da siz engelliyorsunuzdur. Asıl sorun değişmek mi, gelişmek mi? Çünkü, bu ikisini çok karıştırabilirsiniz: değişmek eksi yöne de olabilir. Yani birisini görürsünüz, kilo vermiştir ama sağlığı için kötüdür.

Veya, diyelim ki bir şeyi değiştirir, kendisindeki bir şeyi değiştirir toplumun bir kısmı çok beğenir örneğin saç kesimi bir kısmı beğenmez. Gelişmek ise genel anlamda iyiye doğrudur. Lakin, bazı insanlar şununla övünür: “Ben hiç değişmedim, kırmızı çizgilerim var, prensiplerim var, aslımı koruyorum”.

Ya aslını koruyorsun da, dünya gelişiyor.

Bundan 50 yıl öncesinde, hadi bırakın 1990’lara gittiğiniz zaman, dünya o kadar hızlı değişmiyordu. İnternet her mahallede yoktu, her cep telefonunun içerisine girmemişti ve insanlar o mahalledeki bilge insanı bilge insan sanıyordu. O karizma yetiyordu ona. 20 yıl önce öğrendiği şeyi bugün bile satabiliyordu. Ama bugün iş öyle değil. 2010 yılında 1 dolar 1,5 ₺ idi. Harika bir şey değil mi? 300 liranız varsa 200 dolar alabiliyordunuz. 2015 yılına geldiğimizde 1 dolar 3 ₺ idi. Artık 300 ₺ ile ancak 100 dolar alabiliyordunuz, 200 dolar değil. Bugün, 1 dolar nereden baksanız 7 ₺ civarında. Ve, artık 300 ₺ sadece 40 dolar. 200 dolardan 40 dolara inmiş bu süre içerisinde. Tabii buradaki mantık şu, ekonomi değil -bu yazıda ekonomiden bahsetmeyeceğim- ama senin sabit durman, senin kendini koruman günümüzde yetmiyor. Dünya senin kurunu hızla aşağı çekiyor. Senden daha güzel, daha zeki, daha akıllı, daha karizmatik, daha bilgili insanlar hızla yanından geçip gidiyor. Sen orta şeritte saatte 70 ile giderken birileri neden seni geçiyor?

İşte bu yazının konusu bu ve sen neden hiç değişemiyorsun?

Gelin görelim niye değişemiyoruz; engel siz misiniz, başkaları mı? Sana düşen birim zaman azalıyor. Neden? Çünkü insanların artık daha çok ilgi çekecek şeye ulaşması daha kolay. Telefonu açıyor mesela Instagram’a bütün telefonlarda ayrılan süre yazar. O ortalama 1 saattir hepinizde. 40 dk minimum. Hiç hesabı olmayan vardır, saygı duyarım. Telefonu açıyor, Instagram’da. Öbür tarafta bilmem ne sitesi üzerinden bütün dünyada. Haber siteleri, bilmem ne falan derken… Telefon, Whatsapp… Benim bilmediğim bir sürü de, Twitter falan hadi neyse de bir sürü sosyal medya ortamı da var. Dünya, telefonundan beyninde. Öğleden sonra birisiyle buluşuyor, bilmem ne yapıyor, PUBG oynuyor derken sana, arkadaş olarak ayırdığı zaman azalıyor. Eskiden, teknoloji yokken, bütün gün -arkadaşınla 3 saat, 4 saat-  muhabbet edebiliyordun şimdi 15 dk sana ayıran kişi canın ciğerin oluyor. İspatlayayım: En baba dostunu en iyi arkadaşını en son ne zaman gördün? Ayda kaç kere görüşebiliyorsunuz? Lisedeki, üniversitedeki arkadaşlarınla kaç defa görüşebildin okul bittiğinden beri? Tabii ki can ciğer olup sürekli buluşanlar vardır ama artık insanlar sana net bir zaman ayırabiliyor. Mesela akşam yemeğinde buluştun veya bir yerde: 1 – 2 saat. O 1 – 2 saat içerisinde senin değiştiğini, geliştiğini görmeleri gerekiyor. Hep aynı kişiysen, hep aynı anılarla onları biraz idare edebilirsin. Bir şeyi anlatır sana. Ertesi hafta buluşunca ya bak ne anlatacağım der, aynı şeyi anlatır. Üç hafta sonra, oğlum başıma ne geldi der, aynı şeyi anlatır. Ya tamam da artık yeter, yani 3 milyon kere aynı şeyi dinlemek… Bir de sen hep, farklı tepki vermeye çalışırsın. En acısı da arada hatırlamadığı -kendi anısı ya, çünkü, genelde bu anıların bazıları da uydurma olur- farklı anlatır sana. Evirip çevirip uydurur ve acınası hale düşer.

Peki, senin böyle değişimini engelleyen şey ne? Sen misin? Sevgilin mi? Ailen mi? Çevren mi? Arkadaşların mı? Zaman mı?

Bazen yaşına uygun olmayan değişimler yapmaya çalışırsın, ya da gelişimler. Yani, sağlığın da uygun değildir. Artık gelmişsindir -hadi abartıyorum, kimse de kızmasın ne olur kızmayın- 70 yaşına, “bandana takacağım ve çılgın motorcularla birlikte tenis oynayacağım motor üstünde” ya da “cirit oynayacağım”. Yani buna gerek yok. Hani, belli bir yaştan sonra belli şeyleri genç görünmek için yapmaya çalışmanız -eğer ki yaşınıza uygun değilse- yanlış. Ama, yaşınıza uygunluğu da kısıtlamak için söylemiyorum. İstiyorsanız 90 yaşınızda paraşütle atlayın, içinizde kalmasın. Ama yaşınızın olduğu döneme ve bilgiye yönelik de gelişim ve değişimleri yakalamanız lazım. Neden? Çünkü değişim ve gelişim dediğimiz şeyleri çok yanlış anlayanlar var. Her şeyden önce şu anda ekranda gördüğünüz şeyler değişim ya da gelişim değil. Yani, paran varsa ve gidip ve estetik ameliyat oluyorsan ki bunu hiç yadırgamıyorum. Yani; eski halin sana göre 10 üzerinden 7’dir, 10 üzerinden 11 olmuşsundur. Enfes, saygı duyarım ama bu değil. Ya da anlık böyle güzelleştirmeler -telefonlarda uygulamalar falan var; sihirbazlık, bilmem ne uygulaması falan- bakıyorsun, köşe başında dün gördüğün kişiyi Brad PITT’e çeviriyor. Ooo diyorsun bu ne! Fotoğrafından tanıyamadığın insan çıkıyor. Bunlar değişim ya da gelişim değil. Bunlar senin anlık dopamin salgılaman ve mutlu olman. Bu yazının konusu -bunlar yanlış demiyorum bu arada. Bunlar ‘bu’ değil- Bu videonun konusu ruhunun ve kişiliğinin gelişmesi.

TDK diyor ki değişime: birim zaman içindeki değişikliklerin bütünü. Gelişime ise ‘ilerleme’ diyor. Yani, eğer ileriye doğru gidiyorsan bu bir gelişmedir. Değişme yatayda olur, istediğin gibi değişebilirsin. Şu an üç tip -temelde bir çok çeşit var ama- üç tip değişim ve gelişim Türk toplumunda çok sık görülür. Bunlardan birincisi anlık değişimler. Yani, der ki işte. Ben -bir hanımefendiyle tanışır- ben değişeceğim, daha elit olacağım. Ya da terk edilir, genelde jeton sonradan düşer. Değişecek. Böyle bir durum o ilk çabalama. Ama bunun zirveye çıkışı çok hızlıdır, sonra aniden iner. Bunu daha basit anlatayım size: Kilo vermeye karar verdiniz “Artık sağlık için kilo vereceğim”. Ama, bu belli bir zamanda olur. Ama önce şunu anlatayım kilo vermede. “Kilo vermek için çılgın diyete başlıyorum! Ölüm rejimi” der, hop verir 5 kilo. Sonra “Ooo ölmeye mi geldik” der, 5 alır. Sonrasında hop verir 4 kilo. 4 alır. Bazen 4 verip 6 alır. Ondan sonra gittikçe çabası azalır 3 vermek yeter. Böyle değişimler gittikçe daha kısa sürede ve daha az çabayla olur. Zirveye ulaştığı anda bırakır.

İkincisi ise yine sağlıklı olan değişimlerden bir tanesi. Yine kilo vermek üzerine örnek vereceğim: İlk önce çok hızlı bir şekilde kilo verirsin doğal olarak. Vücut su atar, yağ yakar, ödem atar… Ama o çizgide ilk önce hızlı bir pik yaparsın, hızlı bir kilo verirsin. Sonra bir yavaşlama dönemi, hatta alma vardır. Çünkü yaz tatilinde biraz yersin, bayram olur, bir şey olur… Vücut toplar kendini bir şekilde. İşte orada paniklememen lazım. İlk tökezlediğinde, ilk olumsuz eleştiride, ilk karşına çıkan “Ya aslında öyle değil mi acaba” diye panikte eğer dağılırsan… İşte o zaman geri dönersin. Burada bir süre ilk sana gelen hayatın tökezlemesinde paniklemeyip kontrol altına alırsan uzun vadede yine başarılı olursun.

Üçüncü tip davranışta ise kilo vermek için uzun süreli bir program oturtturur, spora yazılır, bir şeyler yapar… Ve uzun planda yavaş yavaş doğruyu ve mükemmeli yakalar. Her ne olursa olsun üç şekilde de önemli olan başlangıç noktasından ne kadar uzağa gittiğin. Hepsi bu! Bu mutluluk ve zaman çizelgesi içerisinde sen başarıda nereye varmışsın? Bu başarı ve zaman çizelgesi içerisinde sen nereye varmışsın, hepsi bu. Eğer çok kısa bir yol aldıysan ne kadar yukarı çıkıp aşağı indiğinin bir önemi yok değişimde.

Değişimde en büyük sorun yaşayan karakterlerden bir tanesi umut satanlar, vaat verenler. Bunlar böyle umut çekleri dağıtır. Yeni bir sevgilisi olur, yeni birisiyle tanışır, sallar: Ben öyleyim, ben şöyleyim, ben var ya aslında öyle Don Juan’ım, ben atın üstünde tek ayağım üstünde bale yaparım falan filan… Salla gitsin. Sonra bir gün der ki işte karşı taraf -kadın ya da erkek- “E hadi der” “Çok iyi yüzüyordun, hadi bir yüz” “Hadi operadan anlıyordun, gel bir operaya gidelim” Bakar ki bu olay ciddiye biniyor: Vınn. Ne zaman ki önceden attığı çeklerin vadesi geldi, zamanı geldi, çekler tahsil olacak: kaçar. Yeni bir ilişkiye kalır. Sürekli yeni ilişkiye kalıyor, sürekli yeni ilişkiye kalıyor. Ama bazı insanlar ilişkisinde sağlıklı değişimler yaşayabilir. Karşı tarafa göre tamamen kendisini satmaz. Çünkü sevgilisi ne derse öyle olanlar vardır, mutsuz olur. Sevgilisi der ki “Ben saçını kısa seviyorum”: Hop keser. “Ben kolunu bacağını kısa seviyorum”: Hop keser. Ya olmaz ki öyle, her dediği için değişirsen “Hayatından şunları çıkar, bunlarla görüşme, şunu öğren, bunu yap, bu tür giyin, bunu giyme… E öyle o değişim değil bakın. O asimilasyon. Karşı tarafa göre kendini yok etmendir. Yani senin hayattan tüketilmendir. İlişkinin ilk başında onun farklarını ve güçlülüklerini seversin sonra takarsın tasmayı, gezdirirsin. Sıkılır dersin ki bu ne kadar kişiliksiz, ne kadar sıkıcı. Öbürü daha eğlenceli onun bir kişiliği var. E sen yaptın bunu. Seni kaybetmemek için kendisini değiştirdi. Onun da hatası, seni kaybetmemek için bu kadar kendinden fedakarlık etti, kendini tüketti.

Ve değişimde göstergelere bakacaksın. Ne ne kadar değişmiş, ne kadar esnemişsin. Çünkü aşırı esnemekten kırılan olur. 30 bin liralık araba da alsan, Ferrari de alsan hepsinin göstergesi var. Ne? Yakıt göstergesi. O arabaya yakıt koymazsan duracak bir yerde. Durduktan sonra gitmiyor ki… Tekrardan gidip yakıt alman lazım. Hayat sana göstergelerle gösterir. Der ki, “Bak sabrın tükeniyor, sağlığın tükeniyor…” “Değişiyorsun güzel ama bu kadar kilo vermen sağlıklı değil”. Kız ya da erkek arkadaşı istedi diye kendini sıfır beden yapmaya çalışan insanlar var. Yazık günah. Sağlığınızdan oluyorsunuz. Ya da tam tersi var. Gösterge sana diyor ki “Ayrılacağız, haberin olsun” “E bu değişmiyor. Boşver, değişiriz”. Çünkü, ağrı kesici vererek karşı tarafı uyutmak çok iyi bir tekniktir. Sevgilin ya da annen baban, birisi, arkadaşın sana der ki “Ya böyle olma” der “Bak sana ilgimi kaybediyorum” Arkadaşın söyler, “Giderim” der. Sevgilin der ki “Ayrılalım artık” Onu duyduğun anda “Tamam tamam değişeceğim ya. Vallahi değişeceğim” Karşı taraf bir umutlanır. Sen dersin ki “Uyudu bu uyudu tamam. Ben yine eskisi gibi olayım” Çekip gittiği zaman dersin ki “Aa değişecektim ama. Ne kadar anlayışsız”. Ve değişmiyorsun, yalan söylüyorsun. Peki, o göstergeler sana nasıl gösterir? Sokağa çıkacaksın. Görürsünüz ne kadar insan nerede buluşuyor. Çünkü değişim dışarıda. Doğru insanlar dışarıda. Senin değişmeni sağlayacak, senin senden öteye gitmeni sağlayacak insanlar dışarıda, sokakta.

Konfor alanından çıkmak şart.

Çok prensipli paşam. Ya da sultanım. “Benim kırmızı çizgilerim var. Ayağıma gelin” “Ben sinemaya gitmem, ben onu yapmam, ben bu saatten sonra şuraya… Ben şu masaya… Onu yapmam” E insanlar sıkılıyor senden. Kusura bakma da sen dünyada bir tane değilsin ki senden daha eğlencelisi… “Ben hayatta Çin restoranına gelmem, onlar köpek yiyor” Gittin mi Çin restoranına? Sana havlayan bir şey getiriyorlar mı? Bir bak bakalım. Yani bilmediğin şeye ahkâm kesme. “Ben İngilizce kursuna gelmem, çok sıkıcı”, “Ben pikniğe gelmem, çok avam” Eee… Onu yapmam bunu yapmam… İnsanlar yapanını buluyor, kusura bakma. Bunu sevgiline de yapıyorsun, bunu ailene de yapıyorsun. Bir süre sonra insanlar diyor ki “Ya çağırmayalım, hep negatif bu, başımıza bela oluyor. “Huysuz Şirin gibi söyleniyor, onun yerine başkasını çağıralım ya da hiç gelmesin”. Sonra diyorsun ki “Ben niye Okey masasındaki dördüncü değilim ya da İhaleli Batak’ta beni çağırmıyorlar”. Çağırmıyorlar çünkü sadece söyleniyorsun. Ve onlar sana bunu söylediği zaman değişmiyorsun. Neden değişmiyorsun? “Ben mükemmelim. Ben mükemmelim onlar yanlış. Kırmızı çizgilerim var”. Senin kırmızı çizgilerin kimsenin umurunda değil. O çizgileri öyle bir çiziyorsun ki, aslında bir daire çiziyorsun, çember çiziyorsun ve onun içerisinde oturuyorsun. Sen dışarıya çıkmıyorsun, onların umurunda değil. Gelelim değişimin engellerine, bu videonun konusuna. Neler var? 1- Sen. “Ben İngilizce öğrenemiyorum” “Kilo veremiyorum” “Olmuyor. Benden olmaz abi” Ya sen, sen! İnancını sana kaybetmiş, sen! Sürekli şikayet. Sürekli başkalarında arıyor. Diyorsun ki işte, “Böyle bir hatan var, niye bunu yapamıyorsun” “E insanlar böyle mi, insanlar yanlış. Onlar yanlış” Diyorsun ki, “Başarısızsın”, “Abi hoca bana taktı”. Yani bütün hocalar mı sana taktı? Nasıl bir kuyruğa girdiler ki bu kadar senden nefret ediyorlar? Hayatta ne olmazsa… Yüzemiyor, diyor ki “Deniz bugün kötü” E yüzmeyi bilmiyorsun. Çamur attığın şey deniz de sen bilmiyorsun. Kız seni terk ediyor, ya da beyefendi seni terk ediyor diyorsun ki “Ya işte anlamadı beni” E o anlamadı, öbürü seni anlamadı… El ele tutuşsalar İstanbul – Ankara yolunu kapatacaklar kusura bakma sen de bir bakacaksın neden değişemiyorsun. Değişmemek için uydurduğun bahaneler var ve bu bahanelere sığınıyorsun. “Ben İngilizce öğrenemiyorum” Hayır, sen İngilizce öğrenemiyorsun diye bir şey yok. Sana İngilizceyi daha önceden öğretmeye çalışan paragöz kurslar başaramamış. Al ben bedava koydum, öğren. Bak nasıl kolay öğreneceksin. Kanalda video var. Kelime kartları koydum Quizlet’e. Onlara bak, 3000 kelimeyi öğren. “Hayır. Vakit ayırmadan öğrenmek istiyorum. Uykuda öğrenmek istiyorum. 15 dk da öğrenmek istiyorum” “Böyle USB’ye takıp bana taksınlar, öyle öğrenmek istiyorum” Olmayacak böyle bir şey. “Kursa gideceğim. Malta dil kursuna, İngiltere’ye gideceğim dil kursuna” Gitmeyeceksin. Oturacaksın, o totoş’u koyacaksın ve çalışacaksın. Kusura bakma. Sen değişmeye çaba göstermedikçe olmuyor. “Ya işte öğrenemiyorum” Öğrenmiyorsun. Bir diğer değişim engeli: İlişki bariyerlerin. İnsanlara çizgiler çiziyorsun. İnsanlara bariyerler koyuyorsun. İşte “Öyle diyorsa ben onu sildim” “Bu bilmem ne ise ben onunla hayatta görüşmem” “Ya ben ya o” İnsanlar da sıkılıyor senden, değişmemek için sanal bariyerler üretiyorsun. Daha önce falanca kişilikteki sevgili seni terk etti diye, senin yüzüne o gerçeği vurdu diye hop diyorsun ki “Ya ben bundan sonra asla şunla görüşmem” “Bu tip, ha kırmızı saçlı mı. Olmaz” “Piercing’i var, olmaz” Bilmem nesi var, o’su var bu’su var…” İşte “Boyu uzunlar şöyledir, kısalar…” Herkese bir şey takıyorsun ve sonunda yalnız kalıyorsun. Ne yapıyorsun? Sanal dünyaya sığınıyorsun. Bilgisayar oyunlarına, chat, sohbet, bilmem ne gruplarına, Instagram… Instagram’ına bakıyorsun 300 bin takipçisi var, kendisinin sohbeti, muhabbeti rezalet. İnsanlarla yan yana gelmiyor. Hep sahte birliktelikler. Mutlu. Kamera kapanınca vınn. Selfiesini aldı mı gidiyor. İşte sen bu olursan, kimse seninle ilgilenmez ve değişemezsin. Çünkü değişmen için, bazı insanların senin yaşadığına tanık olması lazım. Cetvel insanlar olmalı. Ve o insanlar senin değişmeni takip edip sana söylemeli, sen de onları dinlemelisin. Geldik bu videodaki ikinci görüntüye, diagrama -artık grafik diyeceğim ama grafik de değil-. Ne yöne gideceğini bilmiyorsun. Şimdi değişmek ve gelişmek için rol modellerin olmalı. Bazı insanları -birden fazla insanı- kendine çeşitli sebeplerle rol model seçmelisin. İşte Mahmut’un şu başarısı var, bilmem ne bilmem ne bilmem ne… Ve bu insanlara göre bir yön çizmelisin, yani Sen 1.0’dan Sen 2.0’a bir yol almalısın. Ne yapıyorsun biliyor musun? İlk önce A kişisini rol model alıyorsun. Biraz ona gidiyorsun. CIK, sonra B’ye gidiyorsun. “Aa o muhteşem. Ne kadar başarılı, uu beybi” Ee; C, D, E derken Sen 1.0’ın etrafında daire çizip duruyorsun. Sen 2.0 bir adım uzağında ama bir türlü senin ikinci versiyonunu üretemiyoruz, kusura bakma. Bu kitapta bunu anlattım sana ama 2.0 olman için bir şeye karar verip bir yönde gitmen lazım. “Aa fotoğrafçılık kursu. En iyi fotoğrafçı kim? Ooo hocamsınız” “Aaa -bilmem ne- su topu. Ben su topu oynuyorum zaten, ben bunun için doğmuşum” “Aaa guaj boya, bilmem ne…” derken bir türlü biri olamıyor bu. Gelişim için bir karar vermen lazım. İtalyanca kursuyla Almanca kursuna, İngilizce kursuna aynı anda gidiyorsan sende bir sorun var, kusura bakma: aç gözlüsün. Onların hepsinin -gittiğin yönlerin- bileşke vektörü: Sıfır. Ve bağımlılıklar. Değişmeni engelleyen en büyük şey bağımlılıklar. Sigara bağımlılığı. “Sigarayı bırakamıyorum, keşke bırakabilsem” Bırakırsın. İstesen bırakırsın. Bırak, içme. Bir hafta içme, ne oluyor? “Olmuyor hocam öyle dediğiniz gibi kolay değil” E bırakan öyle bırakıyor. Beyhan Hoca’nın videosu var bak “Sigarayı nasıl bıraktım” diye. İzle Sigarayı bırakmak için veya bağımlı olduğun şeyi bırakmak için, bırakman gerekiyor, kusura bakma. Teknik varmış: İşte akupunktur iğnelerini yapıştırıyormuşuz, dil altına da zencefil sürüyormuşuz… Bırak yani bunları, geç. Bırak işte, içme. “Hocam dediğiniz kadar kolay olsa” Yorum bölümüne kesin yazacaklar: “Ben bıraktım ama tekrar başladım” İyi, kusura bakma. Sebebi: -Bu arada sigara bir bağımlılık olduğu gibi insan bağımlılığı da vardır. Artık aşk olmasa bile o insandan ayrılamazsın, seni sevmesine alışmışsındır. Yeni bir insana kendini tanıtmak falan. Ooo çok uzun iş. “O olmadan ben biterim” Bu da insan bağımlılığı-. Bütün bağımlılıklar eksikliklerden oluşur. Eğer onun yerine koyabileceğin -mesela sigaranın yerine koyulacak ve seni mutlu edecek bir şey bulursan nikotin yerine… Üretici bir şey yap; video çek, bir kursa git. Bir fotoğrafçılık kursuna git en azından. Fotoğraf çek… Bir şeyler üret. Yani, iki tane ahşap tahtadan bir şey üret. Dünyaya bir faydan olsun. Ne bileyim, görme engelliler için kitap oku. Bir şekilde vaktini daha verimli, faydalı kullanabileceğin bir şey olursa diğer bağımlılıklarından kurtulursun. E ona aşık sanıyorsun kendini, “O olmazsa ben ölürüm”. Ne oluyor? Üç sene sonra o gittiği zaman başkasına aynı şekilde aşık olabiliyorsun. Bakın. Gerçek sevmekle bağımlılık arasında inanılmaz büyük bir, dağ gibi bir fark vardır. Lütfen duygularınızı doğru değerlendirin. Ve, “Nasıl olsa o beni seviyor, artık o bana alıştı” diye değişmiyorsun, gelişmiyorsun da. Sevdiğin şey de bu, onun rahatlığı “Ya, o beni biliyor artık. Huyumu değiştirmesem de olur” O senin o huyundan nefret ediyor aslında ve bir gün seni terk edecek. Ve, beklentileri doğru ayarlama. Bak burası önemli. Değişim engelleri içerisinde babasıdır bu. Sen hedefi İzmir’den Van koyarsan ve -kaç saat sürüyorsa artık; hangi arabaya biniyorsun, uçakla mı gidiyorsun…- 12 saat boyunca… “Çiş molası bile vermedim, 12 saatte İzmir’den Van’a gittim” Afferin. Patla. Yani öl. Kendi çişinde boğul o zaman. 🙂 Yani bu marifet değil ki. Hayatta ne hedef koyarsan koy daha yakın ve küçük hedeflere böl. Yolun tamamı, yolcukların bütünüdür! Ve yolcuklarda mola verirsen gittiğin kadarına mutlu olursun. Beyin dopamin salgılamak için bir hedefi tamamlamanı bekliyor. Bilgisayar oyunları niye alt, küçük bölümlerden oluşuyor? Bitir, mutlu ol. Bitir, mutlu ol. O zaman en sonuna bir şey koyardı, onu bitirir mutlu olurdun. Neden bağımlısın bilgisayar oyunlarına, keyif alıyorsun? Çünkü, bitirebileceğin küçük porsiyonlarla veriyor. Küçük porsiyonla yemek veren yerler niye daha pahalı? Yemek mi az? İçeride var. İstese sana on kase çorbayı, bilmem neyi dayar. Çünkü sen bitirdiğin zaman bir sonraki şeyi tüketeceğin için daha mutlu oluyorsun.

Hayatta da küçük porsiyonlarla başarılarını hedefle. Üç saat ders mi çalışman gerekiyor? 25 dk çalış -ki daha önce bu tekniği öğretmiştim size- 25 dk çalış, 5 dk mola ver. 25, 5; 25, 5. Bu şekilde git. 6 tane periyodun olursa 25 dk’yı bitirdiğin zaman mutlu olacaksın. Beyin bir parça dopamin salgılayacak. Ama sen, eğer ki değişim için hedefini, “Ya, bu yaz 50 kilo vereceğim” Hehe… Yani bunu dersen, yaz sonunda hedefine ulaşmadığın için ben kilo veremiyorum dersin. De ki “Bu yaz 5 kilo vereceğim”. Bitti. 5 ya, 5’i vermek için çabala. Çünkü sen, bir ayda 2 kilo verdiğin zaman 5’e yaklaşırsın 3 aylık yazın sonunda. Ama 1 ayda 2 kilo verdin mi, 50 ise hedefin, -ki niye böyle saçma bir hedef koyasın bilmiyorum ama- olmayacak ve sen de karamsarlığa kapılıp 2’yi geri alacaksın. Bir başka konu, değişim cetvelleri. Değişmeni isteyen, değişimini ölçecek, değerlendirecek insanlar kimler? Senin gelişmenden ve değişmenden kim mesul, kim mutlu olacak? -Aile ve çevre baskısı diye bir videom var, aşağıya ve buraya koyarım, izlersiniz- Bizim toplumda hayatı değişsin veya gelişsin diye evlenen var, çocuk yapan var. Bunu ailesi istediği için yapan var. Aha yeni bayramdan çıktık -bayramların favori muhabbetidir Anadoluda’da İstanbulda’da- böyle bir tane evlenecek yaşta erkek ya da kız görsünler -kadın görsünler, özür dilerim- “Ne oldu sen evlenmedin mi” Ya sanane! Sana ne! Evlensin, ikinci muhabbet de şudur: “Çocuk niye yok” “Sorun mu var? Niye çocuk… Çocuk ne zaman” E gel gerdeğe de sen gir o zaman. Yani, çizgi hakemi ol. Ya da çabayı görelim, benim yerime çocuğu sen yap. Sanane! İnsanlar kendi önüne bakmadığı, hep yanındakinin tabağına baktığı için hep seni eleştirirler. Sen de aynısını trafikte yapıyorsun kendi yoluna değil de ilerleyen şeride bakıyorsun. Ama ne zaman biliyor musun? o yol hep gidiyor sanıyorsun ya, gitmiyor. Hep aynı araba ile aynı hizadasınız aslında. Sen sadece senin şeridin durduğunda kafayı çevirip yana bakıp “Aa gidiyormuş diyorsun” İşte hayat da böyledir. Başkaları seni ölçtüğü sürece, başkaları seni eleştirdiği sürece ve sen onları mutlu etmek için değiştiğin, geliştiğin sürece hiçbir zaman bir yere varamayacaksın. Çünkü A şahsı -enişten, kayınço- seni o yöne götürecek, sonra annenler bir yatayda götürecek, bilmem… baban, bilmem ne geri getirecek E daire çizip duracaksın.

Yine ikinci gösterdiğim şekilden hiçbir farkın olmayacak. Lütfen -burada size çok iş düşüyor- lütfen ve lütfen; -hani dedim ya, birkaç tane rol modelinizden düz bir yol çizin kendinize- işte o çizdiğiniz yolda, hayaliniz hedefiniz olsun ve gerçekleştirmeye çalışın. Ha bir de riskten korkanlar var, değişmekte risk almaktan korkuyor. “Böyle iyiyiz ya” -Hani konfor alanı delileri demiştim ya- “CIK, böyle iyi iyi” Mesela, evlenene kadar daha cesurdur insan. Ama her ne olursa olsun 20 – 25 yaşına kadar terfi etmek için elinden geleni yapıyor. Yaş oluyor 30 diyelim ki, hiçbir şey yapmıyor. “Ya kovulmayayım yeter” Diyorsun ki “Bir yüksek lisans mı yapsan işletme falan, yabancı dil mi öğrensen terfi için” “CIK-CIK. Böyle iyi ya, kovulmayalım. Ayda 3.000 iyidir” E ama sen gelişmedikçe üstünde birileri -senden yaşı daha küçük kişiler hatta- yükseliyor. Bu hiç mi ağırına gitmiyor? Hayatta da böyle bu. Risk almaz. “Sen nereye gidersen, istersen oraya gidelim sevgilim” Bak. Bütün yükü hep oraya atar. Riski de oraya atar. “Sen nereye dersen oraya aşkım. Ne istiyorsan onu yapalım aşkım” Sıkıcısındır, kusura bakma. Risk almadığın sürece sıkıcısındır. Değişmezsin, aynı kalırsın ve sıkıcısın. Bir milyon kere aynı filmi, her gün aynı filmi izlemekle hiçbir farkı yoktur seninle tanışmanın, senle yaşamanın, seni her gün görmenin. Ve değişimin doğru zamanlaması. Daha önce de söyledim, bu çok önemli. Otobanda gidiyorsun. Doğru zamanda sağ şeride geçip hızını azaltmazsan otobandan çıkamazsın, çıkışı kaçırırsın. O zaman da, bir sonraki çıkışa kadar gitmen lazım. Bizde genelde -az önce anlattığım ilişkilerdeki mantık- sevgilin geliyor diyor ki sana “İlişkimizde şunlardan memnun değilim, bunların değişmesini istiyorum” “He he, tabi, hmm hmm, tabii değişirim” İki geliyor, üç geliyor sen tam değişime karar veriyorsun gidiyor. “Aaa anlayışsız” diyorsun. 20 yaşında dil öğrenmeye karar veriyor 25’te hala kurslara bakıyor, bilmem ne… Değişene kadar ohoo… Oluyor yaş 30. Lütfen değişimlere çabuk karar verin. Hayatınızı hep üç aylara bölün. Çeyreklere, yıl çeyreklerine. İlk üç ayda karar verdiğin şeyi ikinci üç ayda yap.

Yapamıyorsan, neden yapamıyorsun? Engel ne? Onu sor. Ve her zaman paraya ya da başkalarına suç atmayın. Siz de engelsiniz. Unutmayın, değişimdeki en büyük engel sizsiniz. Kendinizi aradan çıkarırsanız, bir de etrafa bakalım. Ama illaki ailesi, sevgilisi, arkadaşı köstek olan da vardır. Lütfen, bu VideoEğitim arkadaş gruplarıyla buluşun. Bunun için o grupları çağırıyorum her hafta. Ve farklı insanlardan farklı şeyler katın. Görüşte değişin. Ayrışmayın, birleşin ki değişebilelim. Hep beraber aynı yöne gidelim. Herkes bir yöne çekerse ülkeyi, fikri, bir olguyu… Hiçbir yöne gitmez. Ama herkes bir parça iterse birleşip, o zaman doğru yöne gider. Ben Haluk TATAR. Umarım değişimde kimse size engel olmaz. Siz dahil! Bir sonraki videoda görüşmek üzere. Söyleyin, değiştirmek istediğiniz ya da değiştirebildiğiniz en ‘değişesi’ huyunuz ya da başarınız nedir? Yazın aşağıya. “Outro”

Sıradaki içerik:

Neden Değişmeyiz? Kişisel Gelişim