e
sv

Safevi Devleti

Safevi Devleti
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Safevi Devleti. Emir Timur Ankara savaşında Yıldırım Bayezid’i yendikten sonra Anadolu’dan aldığı götürerek Erdebil’e getirdi. Erdebil’de bulunan Şeyh Cüneyd’in dedesi Şeyh Ali‘nin isteğiyle Emir Timur esirleri serbest bıraktı ve esirler zamanla ona bağlanarak ondan ders aldılar ve böylece Şeyh Ali’ye bağlılıklarını sürdürdüler. Başlangıçta Sünni olan bu insanlar, Şeyh Ali’nin etkisiyle Şiî oldular ve Safeviyye tarikatının emrine girdiler.

Cüneyt İran’da siyasi bir güç haline gelmek için devrimci Şiî anlayışını benimsedi. Sünni Akkoyunlular’ın elinde bulunan Doğu Anadolu’ya gelerek bölgedeki yerel güçleri etrafına toplamaya başlamıştı. Karakoyunlular ile mücadele halinde olan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan‘ın yanına giden Cüneyt onun kız kardeşi Hadice Begim ile evlenmişti. Bu evlilik ile Uzun Hasan, Cüneyt’in Türkmenler üzerindeki nüfuzundan yararlanmayı düşünürken, Cüneyt de bu sayede amaçlarını gerçekleştirmek için serbestiyet elde etmişti.

Bu sayede Anadolu’da Alevî anlayışını daha da artırdı. Etrafına topladığı güçle Azerbaycan’da Şirvan ülkesine saldıran Cüneyt yapılan savaşta yaşamını yitirdi. Cüneyd ölünce hanımı Akkoyunlu Sarayına döndü. Cüneydin oğlu, Şah İsmail’in babası olan Haydar Akkoyunlu Sarayında dünyaya geldi. Büyüdüğünde Haydar da babası Cüneyd gibi Safeviyye Tarikatını büyütmek istemiş ve babası gibi o da Şii ordusuyla Şirvan Devletine saldırmıştı. Başarılı olan Derbent kuşatması sonunda Şirvan Hükümdarı kaçmıştı. Şeyh Haydar’ın ve Şii Safeviyye Tarikatının güçlenmesinden endişe eden Sünni Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup karşı Şirvan Hükümdarına yardım gönderdi.

Safevi Devleti

Safevi Devleti

Tabersaran yakınlarında yapılan muharebede Şeyh Haydar öldürüldü. Başı kesilerek Tebriz’e getirildi ve iki gün sokaklarda halka gösterildikten sonra köpeklere atıldı. Babası öldürüldüğünde Akkoyunluların elinde bulunan Şah İsmail daha bir, bir buçuk yaşlarında bir çocukken Annesi ve iki kardeşi ile birlikte Şiraz yakınlarında İstahir kalesine hapsedildi ve altı yaşına kadar burada hapis kaldı. Çok geçmeden Akkoyunlu tahtında meydana gelen değişiklik sırasında dayısı olan Rüstem Bey tarafından serbest bırakıldılar. Akkoyunlu tahtına geçen Rüstem Bey kardeşi Baysungur ile yaşadığı taht mücadelesinde Kızılbaş Haydar’ın oğullarından yararlanmak istedi ve birlikte verdikleri saltanat mücadelesinde yapılan harbi kazandılar. Fakat muharebe sırasında Şah İsmail’in büyük kardeşi Sultan Ali’nin ve Kızılbaşların cesurca çarpıştıklarını görünce Rüstem Bey korkuya kapıldı.

Kendisini ve devletini ortaya çıkabilecek Şii tehlikesinden korumak için Şeyh Cüneyd’in neslini ve Safeviyye Tarikatini tamamen ortadan kaldırmaya karar verdi.

Bunu haber alan Şah İsmail’in büyük kardeşi Sultan Ali kardeşleriyle birlikte Erdebil’e kaçtı. Onların kaçtığını haber alan Rüstem Bey arkalarından ordu yolladı. Erdebil yakınlarında Şam Esbi çevresindeki çatışmada Sultan Ali’yi öldürdü. Ölümünden önce Şeyh Sultan Ali, kardeşi İsmail’i Safeviyye tarikatının varisi ilan etmişti. Bunun üzerine Akkoyunlular Şah İsmail’in peşine düştüler. Safeviyye tarikatının müridleri Erdebil’de Şah İsmail’i ev ev sokak sokak saklıyorlardı. Fakat çember gittikçe daralınca fırsatını bulup onu Lahican’a gönderdiler.

Şah İsmail, Lahican Valisi Karkiya Mirza’nın yanında Farsça, Kur’an, Tefsir, Şii Mezhebinin prensiplerini ve Kızılbaş reislerden harp tekniklerini öğrenerek kendini yetiştirdi. Şah İsmail tahtında ciddi bir sarsıntı meydana gelmişti. Kızılbaş reisleri Şah İsmail’in artık zuhur etmesi gerektiğine kanaat getirerek çıkış hareketine başladılar. Şah İsmail’in dedesi, babası ve ağabeyi siyasi mücadeleler sonucunda öldürülse de Kızılbaş hareketi liderlerini kaybetmesine rağmen dağılmıyordu. Çünkü Kızılbaşlar Hz. Ali’den gelen İmametin Safevi soyundan gelen birinde yeniden zuhur edeceğine inanıyorlardı. Bu yüzden Safevi soyundan gelen çocuk yaşında dahi olsa ona bağlanıyorlardı.

Safevilerin varisi Şah İsmail harekete başladığında iyi eğitimli daileriyle birlikte Erzican’da Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak Türkmen aşiretlerinde güçlü bir propaganda yaparak Anadolu’nun Ehli Sünnet Müslümanlarını Şiileştirmeye başlamış ve bu hareket bir çığ gibi büyümüştü. Kızılbaş ordusu Kasım geçerek Şirvanlılar üzerine yürümüş ve Gülistan Kalesi yakınında gerçekleşen Çabani meydan muharebesi’nde Şirvanşah Ferruh Yesar‘ın ordusunu yenmiş ve Bakü’yü ele geçirmişti. Ardından girerek taç giyip resmen kendini Şah ilan etmiş ve Safevi Devletini kurmuştu. Şah olduğunda ilk yaptığı iş, Selçukluların hakimiyetlerine son verdiği Şii mezhebini resmi mezhep ilan etmesi oldu.

Ancak İran bölgesi o dönemde % Yanında bulunan Türkmen emirler Tebriz ve İran halkının dörtte üçünün Sünni olduğunu ve başlarında Şii bir hükümdar istemeyeceklerini ifade ettiklerinde “Kimseden korkmuyorum. Allah ve on iki imam benimledir. Eğer bir söz söylenirse kılıcımı çeker ve kimseyi sağ bırakmam ben bu yola baş koydum.” Diyerek cevap verdi.

İlk Cuma namazında dört bir yana haberler ulaştırıldı.

Bundan sonra Şii ezan okunacak şii hutbe okunacak her namazda sesli bir şekilde Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Aişeye lanet okunacak lanet okumayanlar idam edilecek ve namaz Şii olmayan herkes kılıçtan geçirilecek ve herkes Kızıl börk takacak yani Kızılbaş olacaktı. Ehli sünnet olan halk bunları redderek Şiileşmeye karşı çıkmıştı. Ve bundan sonra direnen her bölgede çok ciddi katliamlar yapıldı. Şah İsmail korku ve şiddet yolunu seçerek insanları zorla şiileştiriyor kimseye acımıyordu. Ehli Sünnet halk Ehli Sünnet olan hükümdarlara mektuplar yazıyor kendilerini kurtarmalarını bekliyordu.

Bu gelişmeler üzerine Akkoyunlu hanedanından kalan Murat Bey, büyük bir Ehli Sünnet ordu toplayarak Kızılbaşların üzerine saldırdı. İki ordu arasında vuku bulan muharebede Kızılbaşlar galip geldiler. Ardından Hanlığını topraklarına kattı. Böylece Şah İsmail bölgede ciddi bir siyasi güç kazanmış sınırlarını doğuda Bağdat, batıda Herat, Kuzeyde Nişapur, Güneyde Şiraz’a kadar genişletmişti. Ele geçirdiği her bölgede Sünni Müslümanları katlederek zorla Şiileştirmeye de devam ediyordu.

Anadolunun ve İranın kılıç zoruyla Şiileştirilmesi, bölgede yapılan katliamlar ve bunun sonucunda muazzam bir güce kavuşan Şah İsmail tehlikesini gören ve bütün bu olaylara şahit olan Osmanlı Devleti Trabzon Valisi Şehzade Selim babası Veli Bayezid’e haberler gönderiyordu fakat gönderilen bu haberler bir şekilde ulaşmıyor ve engelleniyordu. Tehlike gittikçe büyüyor Şah İsmail gün geçtikçe güçleniyor ve önüne çıkan herkesi yeniyordu. Hatta Anadolu’dan bir çok grup Şah İsmail e gidiyor onun hakimiyetine giriyordu. Şehzade Selim derhal harekete geçmesi gerektiğini anladı.

Anadoluda ve İran’da yapılan zulümlere ve Ehli Sünnet mezhebinden olan insanların katledilişine dayanamayan şehzade selim taht için harekete geçti. Yeniçerilerin desteğini alarak tahtı epeyce yaşlanmış bulunan babası Veli Bayezid ilk başta bu karşı çıksa da daha sonra bu duruma razı oldu ve Yavuz Sultan Selim’e dualar ederek tahtını devretti. Yavuz sultan selim ilk iş olarak Anadolunun ve Rum elinin güvenliğini sağlayarak ordusunu toplayıp Şah İsmail’in üzerine yürüdü. Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim Han Çaldıranda karşı karşıya geldi. Şah İsmail Çaldıran’a yenilmez bir komutan olarak gitti fakat Yavuz Sultan Selim’in Harp Dehası karşısında çaresiz kaldı.

Safevi Devleti

Ağır bir yenilgi alarak muharebe meydanını terk etti. Bu muharebeden sonra ruhsal çöküntü yaşayan Şah’ın yenilmezlik imajı ortadan kalkmış oldu. Kendisine inanan Kızılbaşların ise kafası karıştı. Şah İsmail bu muharebeden sonra hiçbir muharebeye katılmadı. Devlet işlerini emirlerine havale ederek sarayına kapandı. Yavuz Sultan Selim Safevilere öldürücü bir darbe vurmuş, Safevilerin siyasi birliğini bozmuş ve Ümmetin Ehli Sünnet itikadını müdafaa ederek mütecavize unutamayacağı bir ders vermişti. Safevilerin tekrar toparlanması uzun zaman alacaktı…

Tarihler gösteriyor. Safevi ülkesinde karışıklıklar bitmiyordu. Safevi tahtında çok yaşlı ve kör olan Muhammed Hüdabende oturuyordu. En büyük oğlu Hamza Mirza sonucu öldürülmüş, ülkede tam bir yönetim boşluğu oluşmuştu. Safevi ülkesi bir felaketin eşiğindeydi. Şah İsmail’in oğlu Şah Tahmasp zamanındaki toprakların yarıya yakını kaybedilmiş, Elde kalan diğer topraklar ise Türkmen beyleri arasında çekişmelerle zor elde tutuluyordu. Ülke adeta bir iç savaşın içindeydi.

Ülkenin içinde bulunduğu durumdan endişelenen emirler o sıralarda Herat valisi olan Abbas Mirza’dan derhal başkent Kazvin’e gelmesini ve tahta oturmasını istediler. Abbas Mirza, Ustacalu ve Şamlu aşiretlerinden destek alarak başkent Kazvin’e doğru hareket etti. Ve tahtı ele geçirdi. Şah Abbas tahta geçince, devletinin içinde bulunduğu durumu görerek amacını belirledi. Şah, Türkmen aşiretlerinin arasındaki kanlı çatışmaları önleyecek ve güven ortamı sağlayacaktı. Bu doğrultuda devletteki dahili harbi bitirmek için kaybedilen toprakları sineye çekerek ile Ferhat Paşa antlaşmasını imzalayarak Osmanlı sınırını güvene aldı.

Kaos ve yıkımın nedenlerini bir bir tespit eden genç Şah Türkmen aşiretlerinin merkezi yönetim üzerinde baskın olması üzerine merkezi bir yönetim sağlamak istedi yani kendisinin tüm askeri-siyasi erki elinde toplaması gerektiğini anladı. Şah Abbas, hükümdarlık döneminin hemen başlarında aşiret reislerinin siyasi etkinliğini, kimini öldürterek, kimini yönetimden uzaklaştırarak ortadan kaldırırken onların otoritelerinin yaygınlığını zayıflatmak için aşiretleri bölerek devletin farklı bölgelerine yerleştirdi. Aynı zamanda Safevi ordusunu merkezileştirme gayesiyle Osmanlı Devleti’ni taklit ederek bir daimi ordu oluşturmak için devşirme unsurları kullanmaya başladı.

Safevi Devleti

Safevi Devleti

Emrinde Kızılbaş askerler de dâhil bin mevcutlu bir ordu vardı. Bu ordunun daha sonraları Şah’ın kişisel koruması olarak yeniçeri tarzı bir birlik daha oluşturulmuştu. Topçu birliği ise Ayrıca askeri vardı. Safevi tarihinde ilk defa bu ordu, hiçbir Türkmen aşiretine dayanmayan, komutası da Türkmen reislerine bırakılmayan bir ordu olmuştu. Şah Abbas sadece askeri alanda değil toplumsal ve ekonomik reformlar yaparak ülkesini düzene sokmuş ona olan güveni boşa çıkarmamış erkini de ispat etmişti.

Yapılandırmış, köle askerlerden oluşan ve ateşli silahlarla donatılmış bir merkezi ordu oluşturmuş, Özbeklerden Horasan’ı geri almış, eyalet gelirlerinin büyük bölümünü merkezi hazineye çekmişti. Tüm bunların sağladığı güç ve özgüvenle devleti güçlendirmiş ve artık Osmanlıdan kaybettiği toprakları geri almak için hazır bulunmaktaydı.

Safevi Devleti

Safevi Devleti

Sıradaki içerik:

Safevi Devleti