e
sv

Sosyal Sorunlar II

Sosyal Sorunlar II
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Sosyal Sorunlar II. Sanayi Devrimi sadece ekonomik yaşamın canlılığını getirmiyordu, aynı zamanda toplumsal yapıyı da daha önce hiç görülmemiş düzeyde değiştiriyordu. Bu sürecin toplumsal olarak en dikkate değer yanı ise kentleşme olgusunu gündeme getirmesiydi. Sanayi Devrimiyle birlikte yaşanılan toplumsal süreç için kullanılan kavram sanayileşme kavramı olmuştur. Sanayileşme süreci, fırsat eşitliği, toplumsal hareketlilik, eğitime ve yeteneğe dayalı toplumsal tabakalaşma sistemi gibi son derece önemli ilerlemeler sağlayan bir süreçtir.

Sanayi toplumu, ekonomik yaşamda sanayi sektörünün genişlemesi, sosyal olarak kentleşme oranının artması, burjuvazi ve işçi sınıfının yeni toplumsal sınıflar olarak toplumu şekillendirmesi gibi “yeni” ögeleri içeren bir toplum türüydü. Bu toplum türü, her ne kadar bir önceki feodal topluma göre daha eşitlikçi, daha demokratik bir toplum türünü ifade etse de insanlığın sorunlarını çözen bir gelişme yaratmadı. Bu noktada, sosyal sorun olarak tanımlanan sorunların, esas olarak sanayi toplumu ve bu toplumun ortaya koyduğu koşullarının bir sonucu olarak ortaya çıktığı ifade edilebilir.

Sosyal Sorunlar II

Sosyal Sorunlar II

Sanayi Devrimi ile sadece ekonomik yaşam canlanmıyordu, aynı zamanda toplumsal yapı da daha önce hiç görülmemiş düzeyde değişiyordu. Bu sürecin toplumsal olarak en dikkate değer yanı ise kentleşme olgusunu gündeme getirmesiydi. Tarihsel olarak ilk defa yoğun biçimde kırdan kente göç başladı. Bu değişme, hem yeni kentlerin ortaya çıkmasını hem de mevcut kentlerin nüfusunda artış sağladı. Kentleşme, insanların değer yargılarında da değişim yaratarak kentleşme olgusunu gündeme getirdi. Aynı zamanda, dünya tarihinde daha önce görülmemiş düzeyde nüfus artışı gündeme geldi.

Sanayi Devrimi aynı zamanda diğer alanlar açısından da insanlık tarihindeki en önemli alt-üst oluş anıdır. Ekonomik, toplumsal, kültürel ve politik yapılar temelden değişmiş ve yeni bir tarihsel sürece girilmiştir. Kuşkusuz bu büyük dönüşüm, insan yaşamını muazzam düzeyde kolaylaştıran ve insanın gelişmesinde sağlayan bir dönüşümdür. Bir önceki geleneksel dönemde hayal bile edilemeyecek düzeyde insan ömrü uzamış, ulaşım-iletişim uzak mesafeleri küçültmüş, salgın hastalıklar önlenmiş, kaliteli ve sağlıklı bir yaşam mümkün hale gelmiştir.

Hızlı ve baş döndüren değişmeler ve gelişmeler, ekonomik ve toplumsal yaşamı tamamıyla yeni bir yörüngeye oturmuştur.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı ve yeni bir dünya kuruldu. Sanayi Devrimi ile kurulan yeni dünyanın kendine özgü karakteristikleri vardı. Eğitimi, yeteneği, deneyimi önceleyen; bireysel özgürlüğü destekleyen, sağlıklı yaşamı öğütleyen olumlu niteliklerinin yanı sıra bu yenidünyanın kendine özgü sosyal sorunları da var. Kitlesel ve yapısal işsizlik, yoksulluk gibi sosyal sorunlar sanayi toplumuyla birlikte insanlığın gündemine oturan sorunlar olmuştur. Nüfus artışı, kırdan kente kitlesel göçler, anlam ve değer dünyasının değişimi, teknolojik yeniliklerle gereğinden fazla üretim, kar ve sermaye biriktirme hırsı ve benzeri özellikler sanayi toplumunun kendine özgü sosyal sorunları üretmesindeki temel nedenler olmuştur.

Uzmanlaşmış işgücüne duyulan ihtiyaç, disiplinli çalışma koşulları, işyerindeki yeni hiyerarşik yapı gibi yeni nitelikler insanların uyum sorununu da yaratmış ve daha önceleri görülmeyen sosyal sorunlara yol açmıştır. Sosyal sorun, toplumun önemli bir bölümünü etkileyen, arzu edilmez bir duruma işaret etmektedir. Sosyal gerçeklik ile sosyal ideal arasında eğer bir uçurum varsa ve bir sosyal grup bu durumu rahatsızlık verici olarak değerlendiriyorsa, ortada çözülmesi gereken bir sosyal sorun var demektir.

Sosyal sorunların çözülmesi de toplumun kolektif olarak sorumluluk üstlenmesini gerektirmektedir. Sosyal sorunlar, toplumların yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğu temel sorunlardır. Daha adaletli, daha kabul edilebilir bir toplumsal yaşam için sosyal sorunlarla mücadeleye devam edilmesi kaçınılmazdır. Sosyal sorunlarla mücadele, ilk olarak 19. Yüzyılda sanayileşmeye bağlı olarak ortaya çıkan yaşlılık, hastalık, kitlesel yoksulluk gibi sosyal sorunların çözülmesi için gündeme gelmiştir. Görüleceği üzere, esasında işçi sınıfının sorunlarına çözüm oluşturmak amacıyla kapitalist toplumda ortaya çıkan sosyal sorunlarla mücadelenin ilk hedefi; toplumsal sınıflar arası uzlaşıyı sağlayarak sistemin devamına katkı sunmaktır.

Sosyal Sorunlar II

Sanayileşme, çalışanlar aleyhine bazı gelişmelere neden olmuş ve bu olumsuz gelişmelerle baş edebilmek amacıyla sosyal politikalar geliştirilmiştir. Ekonomik ve sosyal yaşama devlet tarafından toplumsal kaygılarla müdahale edilmesi ve demokrasinin gelişmesi sosyal sorunlarla mücadelede geliştirilen sosyal politikanın önemli adımları olmuştur. Sosyal politika, esasında, devlet tarafından yürütülen bir politikadır. Ancak, sosyal politikanın kurumsallaşmasında, sadece devlet değil aynı zamanda sivil toplumun demokrasi ve insan hakları için verdiği mücadele de etkili olmuştur.

Öncelikle, toplumsal sınıflar arasındaki gelir uçurumuna çare olarak ve dolayısıyla toplumsal sınıflar arasında denge oluşturmak amacıyla ortaya çıkan sosyal politika zaman içinde bütün toplumu olumsuz gelişmelerden ve koşullardan korumak anlamına gelen bir alan olmuştur. Sosyal politika, insan hakları içinde sosyal hakların önemli olduğunun kabul edilmesiyle gelişme göstermiştir. Sosyal sorunlarla mücadelede ve sosyal politikanın gelişiminde İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem çok temel bir öneme sahiptir. Bu süreçte, sosyal sorunlara karşı mücadelede sadece işçi sınıfına yönelik politikalardan oluşan önlemler değişerek artık sosyal ve ekonomik haklar bağlamında tüm topluma yönelik bir niteliğe kavuşmuştur.

Sosyal eşitlik ve adalet kavramlarının önemsenmesiyle de eğitimde fırsat eşitliği, ücretsiz sağlık hizmetlerinin sağlanması gibi sosyal konulara öncelik verilmeye başlanmıştır. Toplumlardaki servetin artması, zenginliğin sağlanması gibi gelişmelere bağlı olarak; sosyal sorunlarla mücadelede yeni adımlar atılmaya başlanmıştır. Kapitalist ekonomik politikanın yol açtığı sorunlarla mücadelede topluma bütünsel anlamda ulaşılmaya çalışılmış ve “refah toplumu” yaratma girişimleri başlatılmıştır. Bu noktada, çocuk sorunları, kadın sorunları, engelli sorunları gibi daha özel grupların sorunlarıyla da ilgilenilmeye başlanmıştır.

Yirminci yüzyılla birlikte Batı toplumları ekonomik gelişmelerini önemli bir noktaya ulaştırmışlardı. Demokrasi de belirli bir noktaya gelmişti. Çağdaş sosyal hukuk devleti anlayışı özellikle bu dönemde gündeme oturmuş ve sosyal sorunlara karşı mücadelede temel gelişmeler yaşanmıştır.

Sosyal sorunlarla mücadele etmede ekonomik gelişmenin önemli bir rolü olmuştur.

Hem ticaretin gelişmesi hem de teknolojik yenilikler ekonominin büyümesini sağlamış ve milli gelirde önemli sayılabilecek artışlar görülmüştür. Bu gelişmelere paralel olarak insana yapılan yatırımlar da gerekli olmuş ve devlet doğrudan insanların eğitim ve sağlığı gibi alanlara yatırımlar yapmayı önemsemeye başlamıştır. Bireylerin kişisel gelişimi, sosyal refah devletinin temel görevleri arasına girmiştir. Sanayileşmiş ülkelerde, toplumda korunmaya muhtaç olan kitlelerin yaşam düzeylerinin geliştirilmesi için politikalar uygulamaya konulmaya başlanmıştır.

Servetin daha adil biçimde dağıtılması, bireylerin yaşam standardının yükseltilmesi aynı dönemde uygulamaya konulan politikalar olmuştur. Böylece refah toplumu inşa çalışmaları hız kazanmış ve sosyal sorunlardan arınmış bir yaşam hedeflenmiştir. Bu gelişmelerin arkasında yatan önemli dinamik; insan haklarının gelişiminin içinde sosyal hakların öncelikli bir konum elde etmesidir. İnsanların ücretsiz eğitim alma hakkı gibi sosyal hakları olduğu anlayışı İkinci Dünya Savaşından sonraki süreçte Batılı devletlerin anayasalarında yer almaya başlamış ve hukuksal olarak kabul edilmiştir.

Özgürlük gibi hakların gerçekleşmesinde devletin doğrudan müdahalesi gerekmediği halde sosyal ve ekonomik hakların gerçekleşmesi zorunlu olarak devletin sosyal ve ekonomik yaşama müdahalesini gerektirmektedir. Sosyal ve ekonomik haklar içinde eğitim, sağlık, çalışma, toplu sözleşme, grev, sosyal güvenlik, çocuk, kadın hakları temel oluşturmaktadır. Bu haklar, pozitif niteliği olan haklardır, yani devletin güçsüzlere sağlamak zorunda olduğu temel haklardır. Sanayi Devrimi insanlık tarihindeki en önemli alt-üst oluş anıdır. Ekonomik, toplumsal, kültürel ve politik yapılar temelden değişmiş ve yeni bir tarihsel sürece girilmiştir.

Sosyal Sorunlar II

İnsanlığı dönüştüren bu süreç aynı zamanda insanoğlunun çözmek zorunda olduğu yeni sosyal sorunları da gündeme getirmiştir. İşte tam da bu nedenle sosyal sorunlarla mücadele de, Sanayi Devriminin ilk olarak gerçekleştiği yerde İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi sonrası toplumsal yapıda ciddi değişimler yaşanmış ve bu değişimlerin bir sonucu olarak kitlesel yoksulluk ve işsizlik gündeme oturmuştur. Bu sorunların üstesinden gelmek için ise sosyal politika olarak bilinecek olan yeni bir çalışma alanı ortaya çıkmıştır.

Bu anlamda sosyal sorunların çözümüne yönelik politikalar sanayi dönemine damgasını vuran önemli bir özelliktir. Ancak ciddi sayılabilecek çalışmalara rağmen, hala kitlesel işsizlik, yoksulluk, yaşlılığa, engelliğe dair sorunlar çözüm beklemektedir.

Sıradaki içerik:

Sosyal Sorunlar II