e
sv

Sosyal Sorunlar III

Sosyal Sorunlar III
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Sosyal Sorunlar III. Emeğe dayalı üretim tarzından teknolojiye dayalı üretim tarzına geçişle birlikte, sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkan işsizlik, sosyal ve ekonomik boyutları ülkeler açısından birbirinden farklılık gösterse de dünyanın en önemli sosyal sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir yönüyle üretim faktörlerinden biri olan emeğin tam olarak kullanılmaması anlamına gelen işsizlik, üretim kayıplarına ve buna bağlı olarak da insanların gelir kayıplarına neden olmakta, bireyin kendisine, yakın çevresine ve topluma birçok maliyetler yüklemektedir.

Sosyal Sorunlar III

Sosyal Sorunlar III

İnsanlar kendilerinin ve bakmakla yükümlü olduklarının varlıklarını sürdürebilmek, gereksinimlerini karşılayabilmek için çalışmak ve gelir elde etmek zorundadır. Bir iş bulup çalışmak, çoğu zaman sürekli ve düzenli bir gelire sahip olabilmenin ön koşuludur. Ücret gelirinden başkaca bir geliri bulunmayan ya da bakmakla yükümlü olduğu kişilerle birlikte yaşayan bireylerin bir işe sahip olmaları ise gereksinim olmaktan öte, yaşamsal bir zorunluluktur. Diğer yandan insanlar salt gelir sağlamak amacıyla çalışmazlar.

Bir işte çalışmak, aynı zamanda bireyleri mutlu kılan bir yaşam biçimidir. Bu yol ile bireyler içinde yaşadıkları toplumun gelişmesine katkıda bulunur ve katkıları karşılığında da gelişmeden pay alırlar. Kişiliklerini geliştirip kendilerine olan güven duygularını pekiştirirler. Toplumla olan bağları da bu yolla güçlenir. Bu konular ile bağlantılı olarak kullanılacak anahtar kavramlar şunlardır: Sanayi devrimi ile birlikte işçi-işveren ilişkisi, buna bağlı olarak da işsizlik kavramı ortaya çıkmış ve günümüze kadar geçen süreçte tüm toplumların en önemli sorunlarından birisi olmuştur. Ancak sanayi devriminden bunalımına kadar ki zaman içinde yaşanan işsizlik bir sosyal sorun olarak görülmemiştir. O dönemde geçerli olan klasik iktisatçıların görüşlerine göre, ekonomi tam istihdam dengesindedir ve işsizlik sadece üretimdeki kısa dönemli yaşanan dalgalanmaların bir sonucudur. Bunun dışında meydana gelen işsizlik iradidir yani kişi kendi isteği ile işsiz kalmıştır.

Tüm ülkeleri derinden etkileyen kriziyle birlikte ise bir yanıyla ekonomik durgunluk yaşanırken diğer yanıyla işsizlik kapitalist sistemi temellerinden sarsan bu nedenle de çok önemli bir sorun haline gelmiştir. Yaşanan bu büyük buhran sonucunda klasik iktisatçıların görüşleri geçerliliğini yitirmiş ve Keynesyen yaklaşım kabul görmüştür. Keynesyen yaklaşım, klasik iktisatçıların savundukları, tam istihdamın her zaman mümkün olamayacağını savunmaktadır. Klasiklerin bir malın fiyat ya da emek biriminin ücret esnekliği tam olursa işsizliğin yaşanmayacağı görüşüne karşı çıkmaktadır. Keynes’e göre, işsizlik ancak devlet müdahalesi ile aşılabilir. İşsizlik sorununa çözüm bulabilmek için devlet, kamu yatırım ve harcamaları arttırmalıdır.

Kamu yatırım ve harcamaların arttırılması talebi arttıracak, bu da işsizliğin azalmasına neden olacaktır.

Keynesyen görüş ’li yılların sonlarına değin tüm dünyada geçerliliğini korumuş ve en azından gelişmiş ülkelerde işsizlik, kitlesel bir sorun olmadan çözülebilmiştir. Ancak 1970’lerde gelişmiş ve gelişmekte olan kapitalist ekonomilerin karşılaştıkları; verimlilik düşüşleri, kapasite kullanım oranlarının ve kâr marjlarının düşmesi, enflasyon, işsizlik oranlarının yükselmesi, ödemeler dengesi açıkları gibi bunalım koşulları neo-liberalizmi belirleyici kılmıştır. Kapitalizmin krize girdiği 1974-1975 sonrasında, özellikle de 1980’li yıllarda, mevcut sorunların aşırıya vardırılan devlet müdahalelerinden kaynaklandığı görüşü sonrasında geliştirilmiş teorik-ideolojik bir söylemdir.

Bu görüşe göre devlet ekonomiden elini çekmeli, asıl işlevine dönmelidir. Zira kaynak yutan, israf eden, müdahalelerle ekonomik dengeleri bozan bir devlet söz konusudur. Bu söylem medyanın da desteğiyle çok geniş bir uygulama alanı bulmuş, liberalleşme, deregülasyon ve özelleştirme başlıkları altında yeni bir devlet anlayışı ortaya çıkarmıştır. Yapılan büyük çaplı özelleştirme uygulamaları, sendikaların gücünün azalması, esnek çalışma yöntemleri gibi politikalar, var olan işsizliği büyütmüş ve çözümsüz hale getirmiştir.

Kırsal kesimden kentlere göçlerin ve nüfus artışına bağlı olarak işgücü piyasasına katılanların sayıca artması, teknolojinin gelişmeye başlamasıyla vasıfsız işgücünün iş piyasasında yetersiz kalması gibi birçok etken de aynı dönemde işsizliğin artmasına neden olmuştur. 2000’li yıllarda yaşanan yoğun ekonomik krizler, tüm ülkelerin başlıca sorunlarından olan işsizliği derinleştirmiş, işgücü kullanım kapasitesini azaltmış ve yoksulluk daha fazla hissedilir olmuştur. Ekonomik krizlerin sonucu daha da yüksek seviyelere ulaşan işsizlik, tüm toplumları derinden etkileyen ekonomik bir sorun olmuştur.

Krizler nedeniyle birçok işletme üretimini durdurup çalışanlarını işten çıkartmış, yeni işletmeler imkânsızlıklardan dolayı piyasaya dâhil olamamış ve iş imkânları yaratılamamıştır. Krizler sonucu işsiz kalan kesim, gelir kaybını telafi edebilmek adına kayıt dışı istihdama yönelmiştir. İstihdam edilenler ile işsizlerin oluşturduğu nüfus, işgücünü oluşturur. İşsiz veya istihdamda bulunmayan kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus ise işgücüne dâhil olmayanları kapsar. Üniversite yurtları, yetiştirme yurtları, huzurevi, özel nitelikteki hastane, hapishane, kışla ve benzeri yerlerde ikamet edenler dışında kalan nüfus ise kurumsal olmayan nüfustur.

Sosyal Sorunlar III

Kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus ise; kurumsal olmayan nüfus içerisindeki ve daha yukarı yaştaki nüfustur. Çalışma istek, arzu ve yeterliliğinde olmasına rağmen aradığı halde düzenli bir gelir sağlayacak iş bulamayan kişiler işsiz olarak kabul edilir. İşsiz tanımı en genel ifade ile şu şekilde yapılabilir: “ işi olmayan, iş arayan ve işe başlamaya hazır olan kişidir”. İşsiz sayısının toplam işgücü içerisindeki oranı işsizlik oranını vermektedir. İşsizlik oranı ×100 olarak formüle edilmektedir. Toplam işgücü içindeki işsizlerin, nispi ağırlığını gösteren işsizlik oranındaki bir artış, ekonomide daralmayı, işsizlik oranındaki bir azalış ekonomideki genişlemeyi gösterir.

İşsizlik oranı düştüğünde piyasada üretimde ve satışta bir yükselme olacak, buna bağlı olarak açık işler ortaya çıkacaktır; işsizlik oranı arttığında ise ekonomide gerileme yaşanacak, ekonomideki gerilemenin sonucu olarak üretim ve satışların azalması durumuyla karşı karşıya kalınacaktır. Dolayısıyla personel alımı azalacak, işten çıkarmalar söz konusu olacaktır. İşsizliği birçok açıdan sınıflayabiliriz. Kişinin kendi isteğine bağlı işsizlik iradi işsizlik, kişinin isteği dışında ortaya çıkan işsizlik gayri iradi işsizliktir. Ülkelerin yapısal değişimlerinden dolayı ortaya çıkan işsizlik yapısal işsizliktir. Mevsimsel işsizlik ise hava şartlarında meydana gelen olumsuzluklar ve mevsim değişiklikleri nedeniyle ortaya çıkar.

Ekonomik yapıdaki dalgalanmalar nedeniyle ortaya çıkan işsizlik türü ise konjonktürel işsizlik olarak tanımlanır. Piyasada çalışılacak iş olmasına rağmen, çalışma yaşamına ilk defa girenlerin işe yerleşmeleri ya da eski işlerinden ayrılıp daha iyi ücret ve çalışma şartlarında yeni işe yerleşmek için bekleyenlerin iş bulmaları zaman alabilir. Bu zaman sürecinde oluşan işsizliğe arızi yani geçici işsizlik denir. Geçici(arızi) işsizlik iş arama süresi olarak da ifade edilebilir. Üretimde insan gücünün yerini makinelerin almasından ya da yeni teknolojilerin ve üretim tekniklerinin kullanılmasından kaynaklanan işsizlik türü teknolojik işsizlik olarak tanımlanmaktadır.

Gizli işsizlik diğer işsizlik çeşitlerinden farklılık gösterir.

Diğer işsizlik çeşitlerinde iş arayıp bulamama durumu varken, gizli işsizlikte aslında çalışma vardır ve kişi işsiz değildir, ama bu çalışmanın toplam üretime katkısı yoktur. Genel olarak işsizliğin nedenlerine bakıldığında ise; Üretim faktörlerinden biri olan emeğin tam olarak kullanılmaması anlamına gelen işsizlik, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sosyal sorunlarından biridir. Çalışma istek, arzu ve yeterliliğinde olmasına rağmen ve aradığı halde düzenli bir gelir sağlayacak iş bulamayan kişiler işsiz olarak kabul edilir.

İşsiz tanımı en genel ifade ile şu şekilde yapılabilir: “İşsiz; işi olmayan, iş arayan ve işe başlamaya hazır olan kişidir”. İşsizlik bugün tüm dünyadaki en büyük sosyal sorun durumundadır. Ancak her sorun gibi işsizlik sorunun da çözülebilmesi için öncelikle doğru tanımlanması, doğru ölçülmesi ve hangi yapıdan kaynaklandığının tam olarak ortaya konulması gerekir. Buna karşın işsizlik rakamları günümüz gerçeğini yansıtmamaktadır. Bunun nedenleri: Tarım istihdamının toplam istihdam içindeki payı, kayıt dışı ekonominin varlığı, işsizlik maliyetinin yüksek olması, kamunun en büyük işveren durumunda olmasıdır.

Sosyal Sorunlar III

Sıradaki içerik:

Sosyal Sorunlar III