e
sv

Türkiye Ekonomisi I

Türkiye Ekonomisi I
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Türkiye Ekonomisi I. Bir ülkenin ekonomisi, sahip olduğu tüm kaynakları ve potansiyelleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Ülkenin üretim faktörleri, fiziki ve finansal sermayesi, yeraltı ve yerüstü kaynakları, nüfusunun niceliği ve niteliği, üretim gücü ve dış ticareti gibi faktörler ülkelerin ekonomisinde etkilidir. Türkiye, yakıt madenlerinde dışa bağımlı olmasına karşın, maden çeşitliliği açısından dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Özellikle bor rezervlerinin büyük bölümü Türkiye’dedir.

Kullanılabilir su açısından ise zengin bir ülke değildir. Bu konular ile bağlantılı olarak kullanılacak anahtar kavramlar; sorularına yanıt bulabileceksiniz. Nüfus, ülkenin işgücü arzının kaynağı ve toplam tüketiminin belirleyicisidir. Hızlı nüfus artışı, kısa vadede ekonomik kalkınma açısından olumsuz bir durumdur. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde hızlı nüfus artışı, sınırlı kaynakların demografik yatırımlar için harcanması demektir. Diğer taraftan, nüfusun sayısal olarak yetersiz olması da başka olumsuzluklara yol açar. Bu nedenle, ülke nüfusunun ekonomik kaynaklarıyla dengeli olması gerekir.

Türkiye Ekonomisi I

Türkiye Ekonomisi I

Tarihsel açıdan ele alacak olursak, Türkiye’de nüfus artışının en düşük olduğu seviye, II. Dünya Savaşı dönemine denk gelir. 1955 ile 1960 yılları arasında ise teşviklerin de etkisiyle nüfus artışı rekor düzeye ulaşmıştır. Bu nedenle 1960’lı yıllardan itibaren aile planlaması ön plana çıkmıştır. Günümüzde Türkiye, gelişmiş ülkelerin 20. Yüzyılın ilk yarısında yaşadığı “demografik geçiş” sürecini yaşamaktadır. Bu süreç, yüksek doğurganlık ve yüksek ölüm hızlarının hüküm sürdüğü bir durumdan, doğumların bilinçli olarak kontrol edildiği ve ölüm hızlarının düşük olduğu yeni bir duruma geçiş olarak ifade edilebilir.

Türkiye’deki işgücü piyasasının daha iyi anlaşılabilmesi için bazı kavramların bilinmesinde yarar vardır. Aktif nüfus, ülke nüfusunun 25-64 yaş arası çalışma çağındaki bireylerinden oluşur. Hastalar, yaşlılar, engelliler, askerler ve mahkûmların yanı sıra üniversite yurtları ve yetiştirme yurtlarında kalanlar, üretim sürecine katılma imkânı olmadığı için aktif nüfus içinde yer almazlar. Üniversite yurtları, yetiştirme yurtları, huzurevi, özel nitelikteki hastane, hapishane, kışla vb. yerlerde ikamet edenler dışında kalan nüfus kurumsal olmayan nüfustur. İstihdam, çalışma istek ve yeteneğinde bulunan bireylerin üretim sürecinde kullanılmasıdır. İşsiz ise çalışma istek ve yeteneğinde olduğu halde geçerli ücret ve çalışma şartlarında iş bulamayan bireylere denir.

İstihdamda olanlar ile işsizlerin toplamı da işgücü olarak ifade edilir. İşgücüne katılma oranı, nüfusun işgücü olan kısmının, kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfusa oranıdır. İşgücü maliyeti ise işverenin ücretli çalışanlara yaptığı toplam ödemelere ek olarak sosyal güvenlik ödemeleri ve diğer işgücü maliyeti ödemelerini kapsar. 1970’lerden günümüze Türkiye ekonomisinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birisi işsizliktir. Türkiye’de istihdamın artırılabilmesi için yüksek olan işgücü maliyetlerinin aşağıya çekilmesi gerekir. Başka bir sorun da işgücüne katılma oranıdır.

Türkiye’de işgücüne katılma oranı, gelişmiş ülkelere göre düşüktür. Ekonomi açısından önemli bir diğer kavram sosyal güvenliktir.

Türkiye’de modern anlamda sosyal güvenlik, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmiştir. 2006 yılında ise Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleştirilmiştir. Sosyal güvenlik ihtiyacı çağdaş toplum için bir zorunluluktur. şeklinde sıralanabilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler kalkınmalarını gerçekleştirebilmek için daha fazla yatırıma dolayısıyla daha fazla tasarrufa ihtiyaç duyarlar. Dışa kapalı bir ekonomide tasarrufların yatırımlara eşit olduğu kabul edilir. Dışa açık ekonomide ise yurtiçi tasarrufların yetersiz olduğu durumda yurt dışı tasarruflara başvurulur. Ancak bu durum uzun vadede ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığına zarar verebilir. Türkiye’de tasarruf oranlarına baktığımızda, tasarruf eğilimimizin orta-yüksek gelirli ülkelerin tasarruf oranlarının altında olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca, Türkiye’de bireylerin eğitim düzeyleri arttıkça tasarruf eğilimlerinin de yükseldiği tespit edilmiştir. Türkiye’de bölgesel gelişmişlik farklılıkları Avrupa Birliği ülkelerine göre oldukça yüksektir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde Birliğin bölgesel politikası benimsenmiştir. Ülke homojen bölgelere ayrılarak her bölgenin ihtiyacına yönelik ayrı teşvik ve kalkınma politikalarının yürürlüğe konması kararlaştırılmıştır. Bu kapsamda Düzey 1, 2 ve 3  bölgeleri belirlenmiş ve kalkınma ajansları kurulmuştur. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ülkelerin İnsani Gelişmişlik Endeksi değerlerini yayımlamaktadır.

Uzun ve sağlıklı yaşam, eğitim ve gelir boyutlarına göre değerlendirilen ülkeler insani gelişmişliklerine göre 4 gruba ayrılırlar. Bunlar; çok yüksek, yüksek, orta ve düşük insani gelişmedir. 2017 verilerine göre Türkiye yüksek insani gelişme grubunda yer alır. Dünya Ekonomik Forumu ise küresel rekabetçilik endeksini yayımlar. 2018 yılı sıralamasında Türkiye 140 ekonomi arasında 61. Sırada yer alır. Bu endekse göre Türkiye altyapı, halk sağlığı ve inovasyon ekosisteminde nispeten güçlüdür. Çift haneli enflasyon, negatif borç̧ dinamikleri ve makro ekonomik sorunlar ise Türkiye ekonomisinin zayıf taraflar arasında yer alır. Doğrudan yabancı yatırım güven endeksinde 2015 yılında Türkiye 22. Sırada yer alırken, 2016 ve 2017 yıllarında ilk 25 ülke arasına girememiştir.

Türkiye Ekonomisi I

2018 yılı Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksinde ise 162 ülke arasında 86. Sıradadır. Bir başka uluslararası endeks olan kırılganlık endeksi ülkeleri en olumludan en olumsuza doğru, sürdürülebilir, istikrarlı, uyarı veren ve alarm veren şeklinde dört gruba ayrılır. Buna göre Türkiye uyarı veren grubundadır. Ekonomik ve finansal verilere göre; Türkiye’nin üretimde, tasarrufta, enerjide ve diğer alanlarda dışa bağımlılığının yüksek olduğu söylenebilir. Bu durum ekonomik kırılganlığında artmasına neden olur. Ülke ekonomisinin daha sağlıklı büyümesi açısından dışa bağımlılığı azaltacak ekonomi, sanayi, teknoloji, finansal, askeri alanlardaki politikalar büyük önem taşır.

Bir ülkenin ekonomisini değerlendirirken, tüm kaynakları ve potansiyelleri dikkate alınmalıdır. Örneğin Türkiye maden kaynakları açısından zengin bir ülkeyken, kullanılabilir su kaynakları açısından zengin bir ülke değildir. Nüfus açısından ise demografik geçiş sürecini yaşayan bir ülkedir. Türkiye’nin işgücü piyasası bağlamında en büyük sorunlarından biri işsizlik, diğeri de iş gücüne katılma oranıdır. Türkiye, tasarruf eğilimi açısından orta-yüksek gelirli ülkelerin altında yer alırken, bölgesel gelişmişlik farklılıklarının da fazla olduğu bir ülkedir. Türkiye’nin dünya ekonomisindeki yerini ise uluslararası endekslere bakarak anlayabiliriz. Bu verilere göre Türkiye, sıralamalarda genel olarak yükseklerde yer almamaktadır.

Sıradaki içerik:

Türkiye Ekonomisi I