e
sv

Türkiye Ekonomisi II

Türkiye Ekonomisi II
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Türkiye Ekonomisi II. Ülkelerin ekonomileri karşılaştırılırken yarattıkları hasılaları yani gelirleri ölçmeye yarayan makroekonomik göstergelere başvurulur. Bir ekonomide yaratılan gelirin veya üretilen mal ve hizmet miktarının büyüklüğü kadar onun bölüşüm biçimi de önem taşır. Toplumdaki gelir eşitsizliklerinin fazla ve yoksulluğun yaygın olması ekonomik büyüme ve kalkınma açısından büyük önem taşır. Türkiye ekonomisi Cumhuriyet’in ilk on yılında özel girişimciliğin esas alındığı politikalarla yönlendirilmeye çalışmıştır. Ancak 1930’lu yıllarda devletin daha fazla rol aldığı bir ekonomi politikasına yönelmiştir. 1930-1939 yılları arasında, sanayi Cumhuriyet tarihinin rekoru olan %11.6’lık büyüme hızı yakalamıştır.

Ancak 1940-1945 döneminde ikinci Dünya Savaşı’nın etkisiyle sanayi süreci yavaşlamış ve ekonomi ortalama %6.6 küçülmüştür. 1946-1954 döneminde dışa kapalı ekonomi politikaları gevşetilmiş ve Marshall Yardımları kapsamında destek alınmıştır. 1961 yılında ise uygulanan liberal ekonomi politikaları yerini devletin denetim önlemleri aldığı müdahaleci bir politikaya bırakmıştır. Birinci beş yıllık kalkınma 1963 yılında uygulamaya girmiş, üçüncü beş yıllık kalkınma planının uygulama süresi ise 1978 yılında bitmiştir. Bu yıllık dönem, planlı kalkınma dönemi olarak ifade edilir.

Türkiye Ekonomisi II

Türkiye Ekonomisi II

Bu dönemde ithal ikameci bir sanayileşme ve dış ticaret politikasının izlenmesi esas alınmıştır. Ancak bu dönemde yakalanan büyüme hızları yılından itibaren hızla düşmeye başlamıştır. Bu nedenle 1980 yılında ithal ikameci sanayileşme stratejisinden vazgeçilmiştir. Dışa açık, ihracat ve özel sektöre dayalı bir sanayileşme stratejisi benimsenmiştir. 1980 sonrası dönemde, krizlerin de etkisiyle Türkiye’nin büyüme oranları istikrarsızlık sergilemiştir. Ekonomik büyüme olarak tanımladığımız reel gayri safi yurtiçi hasılada artış sağlamadan, bir toplumda gelirin ve refahın arttırılması mümkün değildir.

Dönemlere göre farklı ekonomi politikaları izlense de Türkiye ekonomisinin uzun dönemde potansiyel büyüme hızı %5 seviyesindedir. Türkiye, yılında gayri safi yurtiçi hasıla bakımından dünyanın 17. büyük ekonomisi konumundadır. Ancak sıralama kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla açısından yapıldığında ülke arasında orta sıralara geriler. Dünya Bankasının kişi başına gelir üzerinden yaptığı sınıflandırmaya göre ise Türkiye üst-orta gelir grubunda yer alır. Sektörlerin toplam hasıladaki paylarının nasıl geliştiği de önem taşıyan bir konudur.

Verilere göre, Türkiye’de hizmetler sektörü giderek büyürken, tarım sektörü küçülmüş, sanayi sektörünün payı ise çok büyük bir değişikliğe uğramamıştır. Toplam gelirin artmasının yanında, bu gelirin paylaşım biçimi de son derece önemlidir. Gelir dağılımı, bir ekonomide belli bir dönemde yaratılan gelirin kişiler, toplumsal gruplar ve üretim faktörleri arasında nasıl dağıldığını gösterir. Ekonomik büyüme dönemlerinde gelir eşitsizlikleri artma eğilimi gösterir. Bu nedenle, ulusal gelir artışından ortaya çıkan fayda ve fırsatların toplumun farklı kesimlerine dengeli dağıtıldığı bir ekonomik büyüme, yani kapsayıcı büyüme hedeflenmelidir.

Gelir eşitsizliği göstergelerinden biri Dünya Bankasının derlediği Gini Katsayısıdır.

Buna göre Türkiye gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkeler arasında yer alır. Anayasası’na giren sosyal devlet kavramı çerçevesinde, gelir eşitsizliklerinin azaltılmasına yönelik politikalara öncelik verilmiştir. Gayri safi yurtiçi hasılanın paylaşımı bireyler, üretim faktörleri, sektörler veya ülkenin çeşitli bölgeleri arasında olabilir. Bu açıdan gelir dağımı, kişisel, fonksiyonel, sektörel ve bölgesel gelir dağılımı şeklinde sınıflandırılır.

Kişisel gelir dağılımı bize gelirin bireyler ya da haneler arasındaki dağılımını ya da eşitsizliğini gösterir. Kişisel gelir dağılımında bireyler ya da haneler elde ettikleri gelirlerinin büyüklüğüne göre sıralanır ve bu yolla gelir eşitsizliği ölçülür. Türkiye’de kırsalda daha fazla yoksulluk görülmekle birlikte gelir eşitsizliği kentlere göre daha azdır. Gelir eşitsizliğinin en çok arttığı bölge İstanbul’dur. Akdeniz Bölgesi Gini katsayısının en yüksek olduğu ikinci bölgedir. Gini katsayısının en düşük olduğu bölgeler ise Kuzeydoğu Anadolu, Doğu ve Batı Karadeniz’dir.

Fonksiyonel gelir dağılımı, gelirin sosyoekonomik gruplar veya sosyal sınıflar arasındaki dağılımındaki eşitsizlik düzeyini gösterir. Türkiye’de fonksiyonel gelir dağılımı açısından en çok payı maaş ve ücret geliri elde edenler alırken, onu sırasıyla sosyal transferler ile müteşebbis geliri elde edenler takip eder. Ekonomi politikalarına karar verirken, gelir dağılımı göstergelerinin yanında yoksulluk göstergeleri de büyük önem taşır. Genel olarak yoksulluk, insanların temel gereksinimlerini karşılayamama durumudur. Yoksulluğu iki türlü tanımlamak mümkündür. Bunlar mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluktur.

Türkiye Ekonomisi II

Dünya Bankası günlük kişi başına harcama açısından 1.9 dolar geliri uluslararası yoksulluk sınırı olarak tanımlamıştır. Ülkemizdeki mutlak yoksulluğu iki temel göstergeye göre izlemek mümkündür. Birincisi mutlak yoksulluk oranları, ikincisi ise açlık sınırı yaklaşımıdır. Buna göre, Türkiye’de açlık sınırının altında kalan nüfusun oranı çok düşüktür. Ancak, Türkiye’de yoksulluk sınırı verilerine göre, yaklaşık yüzde on sekiz seviyesindedir. Bu da ülkemizde mutlak yoksulluğun yüksek seviyelerde olduğu anlamına gelir. Türkiye İstatistik Kurumu, göreli yoksulluk çalışmalarında eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirini esas alır. Buna göre, ortalama gelirin yüzde ellisinin altında gelire sahip olanlar yoksul olarak kabul edilir. 2006 yılında %18,6 olan göreli yoksulluk oranı, 2017 yılında %13,5 seviyesine gerilemiştir. Ülkemiz açısından eğitim seviyesi arttıkça, yoksulluk oranlarının düştüğü görülür.

Bir okul bitirmeyen ve okur-yazar olmayan kesimlerde, yoksulluk oranı oldukça yüksektir. Bu kesimde her kişiden biri yoksul kategorisindedir. Toplam nüfusun da önemli bir kesimini oluşturan lise altı eğitimliler için yoksulluk oranı ise %12 seviyesindedir. Dikkat çeken başka bir oran da hanehalkı büyüklüğü arttıkça yoksulluk oranlarının yükselmesidir. Ayrıca, bölgesel olarak yoksulluk oranlarına baktığımızda Batı Marmara ve Akdeniz Bölgesinde yoksulluğun yüksek olduğu görülür. Doğu Marmara, Doğu Karadeniz ve Ege bölgeleri ise yoksulluğun görece düşük olduğu bölgelerdir. Türkiye ekonomisinin uzun dönemde potansiyel büyüme hızı %5 seviyesindedir.

Gayri safi yurtiçi hasıla bakımından dünyanın 17. Ekonomisidir. Ancak sıralama kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla bakımından yapıldığında orta sıralara geriler. Kişi başına gelir üzerinden yapılan sınıflandırmada ise üst orta gelir grubunda yer alır. Gelir dağılımı eşitsizliğini ölçmede kullanılan göstergelerden biri Gini Katsayısıdır. Buna göre Türkiye, gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkeler arasında yer alır. Gelir dağılımı göstergelerinin yanı sıra yoksulluk göstergeleri de önemlidir. Yoksulluk mutlak yoksulluk ve göreli yoksulluk olmak üzere iki farklı şekilde tanımlanır. Ülkemizde mutlak yoksulluk oranları yüksektir.

Sıradaki içerik:

Türkiye Ekonomisi II