e
sv

Türkiye Ekonomisi III

Türkiye Ekonomisi III
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Türkiye Ekonomisi III. Kamu ekonomisi, ekonominin bir alt dalıdır ve devletin ekonomi içindeki temsil ettiği pay ile ölçülür. Devletin harcamaları, gelirleri ve borçları ile ilgili uygulamaların nedenleri, sonuçları ve etkileri kamu ekonomisinin inceleme alanına girer. Kamu kesiminin büyüklüğü, ülkelerin siyasal sistemlerinin de belirleyicisidir. Örneğin, sosyal devletin ağırlığının olduğu Yunanistan ve İngiltere’de kamu harcamaları oldukça yüksektir. Kamu harcamalarının oranının çok yüksek olması ekonomik sorunlara yol açarken, çok düşük olması durumunda da toplumun ihtiyaçları yeterince karşılanamayacaktır.

Türkiye Ekonomisi III

Türkiye Ekonomisi III

Bu noktada, kamu harcamaları açısından optimal yani en uygun oranın sağlanması önemlidir. Tüm dünyada kamu harcamalarının gayri safi milli hasılaya oranında artış yönünde bir eğilim vardır. Genel olarak bakıldığında ülkemizde de, Cumhuriyetin ilanından günümüze, kamu kesiminin ekonomideki büyüklüğü artmıştır. Kamu harcamaları üç şekilde sınıflandırılır. Türkiye’de 1950’lere kadar sadece idari sınıflandırma yapılmıştır. Bu sınıflama ekonomik analizlere uygun değildir. Kurumların yerine getirdiği görevlere göre yapılan işlevsel sınıflandırma ise ekonomik kaynakların kullanımı açısından daha belirleyicidir. Bu sınıflamada savunma, sağlık, eğitim gibi; harcamaların hangi amaçları gerçekleştirdiğine bakılır.

İşlevsel sınıflandırmaya göre, Türkiye’de “genel kamu hizmetleri” bütçeden en yüksek payı alır. Eğitim ve sosyal güvenlik hizmetlerinin payı artış eğilimi gösterirken, savunma hizmetlerinin payı düşme eğilimindedir. Ekonomik sınıflandırmaya göre cari transferler kamu harcamalarının en büyük kalemini oluşturur. Bunu yüzde yirmi beş civarındaki payı ile personel harcamaları izler. Faiz giderleri ve merkezi yönetim bütçesindeki sağlık harcamaları azalırken; sosyal güvenlik harcamaları artış göstermiştir. Kamu harcamalarının finansmanında kamu gelirleri kullanılır.

Bunun dışındaki gelirler; vergi dışı normal gelirler, özel gelirler ve fon gelirleri, diğer gelirler ve katma bütçe gelirleridir. Bunlar dar anlamda kamu gelirlerini oluşturur. Geniş anlamda kamu gelirleri ise bunlara ek olarak, merkezi yönetim, il özel idareleri, belediyeler ve sosyal güvenlik kuruluşlarının gelirlerinden oluşur. Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi ve Özel Tüketim Vergisi vergi sisteminin dört temel ayağını oluşturur. Vergi gelirleri içinde en yüksek pay; alınan mal ve hizmet vergilerinden oluşur. Bunlar içinde en yüksek payı ise özel tüketim vergisi oluşturur.

Gelir vergileri dolaysız vergilerin en önemli bölümünü oluşturur.

Türk Vergi Sisteminde dolaysız vergilerin payı düşerken, dolaylı vergilerin payı artmıştır. Bu durum, gelir dağılımının olumsuz yönde etkilenmesine yol açar. Mükellef, yani vergi ödemekle yükümlü olanlar bu durumdan hem maddi hem de psikolojik olarak etkilenir. Verginin ödenmesi mükellefler üzerinde ölçülemeyen yani sübjektif veya ölçülebilen yani objektif bir yük yaratır. Vergi yükü, ödenen vergi ile gelir arasındaki oranı ifade eder. Türkiye’de vergi yükü 1975 yılında sosyal güvenlik harcamaları dahil %13,8 iken bu oran yılında %27,2-’ye çıkmıştır. OECD ülkeleri ile karşılaştırdığımızda ise Türkiye’deki toplam vergi yükü, İrlanda hariç diğer ülkelerden düşüktür.

Türkiye’de kamu mali yönetimine ilişkin ilk düzenleme yılında çıkarılan sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu’dur. Bu kanun yılına kadar uygulanmıştır. yılından itibaren bütçeler sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre hazırlanmaktadır. Bu değişiklik ile birlikte bütçe birliği, mali saydamlık ve hesap verebilirlik, kamu kaynaklarının kullanımında etkinlik, ekonomiklik ve verimlilik öne çıkmıştır. Orta vadeli yaklaşım adı altında üç yıllık bütçe uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. Girdi odaklı geleneksel bütçeleme anlayışından, çıktı-sonuç odaklı bütçeleme anlayışına geçilmiştir.

“Konsolide bütçe” yerine “merkezi yönetim bütçesi” kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye ekonomisinde eğitim harcamaları, genç nüfusun toplam nüfusa oranının yüksek olması nedeniyle artarak devam etmektedir. Eğitim harcamalarının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, OECD ülkeleri ortalamasının altında olmakla birlikte çok da düşük değildir. Sağlık harcamaları için de aynı durum söz konusudur.

Türkiye Ekonomisi III

Sağlık hizmetlerinin finansmanında üç yöntem izlenebilir. Bunlar kamusal, özel ve karma finansmandır. Türkiye’de finansman yapısı, karma özelliktedir. Savunma harcamaları ise 1923’ten 2004’e kadar en yüksek paya sahipken, 2004’ten sonra düşerek eğitim harcamalarından sonra ikinci sıraya inmiştir. Kamu harcamalarının finansmanında daha önce söz ettiğimiz vergi gelirlerinden başka bir yöntem de borçlanmadır. Kamu borçlanmasının vergilerden ayrılan en önemli özelliği kişinin oluruyla yapılmasıdır. Türkiye’de kamu borçlanmasından sorumlu olan birim, Hazine ve Maliye Bakanlığı’dır.

Borç yönetiminde temel amaç, faiz oranları, döviz kurları ve likidite dalgalanmalarını minimum düzeyde etkileyecek borç yüküne sahip olmak ve bunu sürdürebilmektir. Bu nedenle devletler borç yükünü azaltmak isterler. Borç stokunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı 2001’de %78 iken, 2018’de %31’e düşmüştür. Bu da Türkiye’nin kamu borç yükünün sürdürülebilirliğinde başarılı olduğu anlamına gelir. Kamu gelir ve gider dengesinin giderler lehine gelişmesiyle kamu açığı oluşur.  En kapsamlı açık ölçüm yöntemi, kamunun toplam nakdi harcamaları ile toplam nakdi gelirleri arasındaki fark olarak ifade edilebilecek “kamu kesimi borçlanma gereği”dir.

Özelleştirme ile ilgili dar ve geniş anlamda iki tanım söz konusudur. Dar anlamda özelleştirme kamu mülkiyetindeki ekonomik kuruluşların, yani KİT’lerin, yönetim ve mülkiyetinin özel sektöre devredilmesidir. Geniş anlamda özelleştirme ise devletin ekonomik faaliyetlerinin azaltılması amacıyla kamu sektörünün denetimi altındaki kuruluşların özel sektöre devredilmesidir. ABD ve İngiltere gibi gelişmiş ülke ekonomilerinde özelleştirmede amaç, rekabet düzeyini artırmak ve kamudaki savurganlığı azaltmaktır.

Diğer ülkelerde ise özelleştirme dış borç ödemelerine ve artan bütçe açıklarına karşı bir önlem olarak düşünülmüştür.

Türkiye’de özelleştirme ile ilgili önemli çalışmalar sonrasında başlamıştır. Türkiye’de özelleştirmeye ilişkin kapsamlı düzenlemeler tarihinde sayılı Kanun’la düzenlenmiştir. Daha sonra ihtiyaçlar doğrultusunda bu kanunda bazı değişiklikler yapılmıştır. 1986 ile 2007 yılları arasında, özelleştirmeden 68,4 milyar dolar gelir elde edilmiştir. Özelleştirme uygulamaları ile kamu kesimi, faaliyet gösterdiği birçok sektörden tamamen çekilmiştir. Türkiye’de mahalli idareler bütçeleri belediyeler, il özel idareleri, İller Bankası ve su ve kanalizasyon idareleri bütçelerinden oluşur.

Mahalli idare bütçelerinin yüzde doksanını ise belediye bütçeleri oluşturur. Mahalli idarelerin yetkileri, görevleri, gelir kaynakları ve harcamaları merkezi yönetim tarafından mevzuatla belirlenir. Türkiye’de son yıllarda mahalli idarelerin bütçe ve yetkileri artırılmıştır. Kamu ekonomisi ekonominin bir alt dalıdır. Özel kesim dışında kalan ve kamu kesimi tarafından üretilen mal ve hizmetlerin tamamı kamu ekonomisinin konusunu oluşturur. Kamu harcamaları idari, işlevsel ve ekonomik olmak üzere üç şekilde sınıflandırılır. Kamu harcamalarının finansmanında kamu gelirleri kullanılır.

Kamu gelirlerinin en önemlisi vergi gelirleridir. Kamu geliri yaratmanın diğer yolu da borçlanmadır. Türkiye’de kamu borçlanmasından sorumlu olan birim, Hazine ve Maliye Bakanlığı’dır. yılından itibaren bütçeler sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre hazırlanmaktadır. yılından itibaren Türkiye’de özelleştirme ile ilgili önemli çalışmalar başlamıştır. Özelleştirme uygulamaları ile kamu kesimi, faaliyet gösterdiği birçok sektörden tamamen çekilmiştir.

Sıradaki içerik:

Türkiye Ekonomisi III