e
sv

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Türkiye'nin Nükleer Macerası
avatar

Devletsel

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Türkiye’nin Nükleer Macerası. Dünyada en çok tartışılan konulardan biri nükleer santraller. Bir süredir Türkiye de bu tartışmanın ortasında. Çünkü Mersin’in Akkuyu bölgesine bir nükleer santral inşa ediliyor. Konuyu enine boyuna araştırmak için yola koyulduk. Kendilerini yakından ilgilendiren bu konuyla ilgili bakalım Mersinliler ne diyorlar? Bir vatandışımız şöyle söylüyor.

“Binlerce insanın hayatı tehlikeye girecek. Bu yüzden karşıyım, olumlu düşünmüyorum. Sözde şu an batı’yı izliyoruz ve batı şuan bunları kapatıyor. Yani doğru bulmuyorum. İstemiyoruz, yani genellikle Mersin halkı istemiyor. Sakıncalı bir şeydir. Mersin’in çoğu halkı istemiyor nükleer santrali. Kanserojen olabilir… Söylentiler var, herkes bundan rahatsız. İstemiyoruz, kesinlikle istemiyoruz ama bizim istememizle olmuyor. Yapıyorlar. Burada günlerce eylem yapıldı, yapılmasın diye, ama maalesef yapıyorlar, insanların ömrünü daha kısaltmak için. Aslında hem Türkiye‘nin hem de Mersin Akkuyu’nun nükleer enerji serüveni yeni başlamadı. Ta 63 yıl öncesine dayanıyor.

Hemen ardından Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu‘na üye olundu. Beş yıl sonra nükleer santrallerle ilgili ilk etütler yapıldı. Ancak kim yapacaktı? Açılan ihale rağbet görmedi. Bunun ardından proje uzun süre rafta durdu. Bunun üzerine 2000 yılında Bülent Ecevit hükümeti projeyi tamamen iptal etti. Çevreciler derin bir oh çekmişken AKP iktidara geldi. Ancak bir yandan da bir hukuk savaşı devam etti. Ama 2013’te Anayasa mahkemesi projenin durdurulması için açılan davaları reddetti ve son noktayı koydu. 2015’teki temel atma töreniyle de inşaata başlandı. İşte bütün bu süreç yıllar içerisinde Türkiye’de nükleer karşıtı hareketi de kaçınılmaz olarak organize etti.

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Dr. Uğurhan bu hareket içerisindeki aktörlerden biri. Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyesi. Aynı zamanda Mersin Tabip Odası’nın eski başkanı… Mecburi hizmetini Akkuyu’ya yakın bir köyde tamamlamış. Nükleer santrallerin normal çalışma koşullarında çevreye yaydıkları radyoaktiviteden doğan zararlar var, ki bunlar pek çok bilimsel çalışmayla kanıtlanmış durumda. Örneğin Almanya’da, nükleer santrallerin yakınlarında yaşayanların olduğu bölgede yapılan bilimsel çalışmalarda çocukluk çağı kanserlerinde ve lösemilerde artışlar olduğu kanıtlanmış. Ona göre doktor olup nükleer karşıtı olmamak bilimsel açıdan mümkün değil. Yapılan anketlere göre Mersin halkının da % 80 oranında bölgelerinde santral istemediğini söylüyor.

Ama son iki üç yıldır polis hiçbir nükleer santral karşıtı eyleme izin vermiyor. Sudan bahanelerle vermiyor.  Mersin’de nükleer karşıtları her zaman barışçıl eylemler yaptı, hiçbir zaman şiddet olmadı. Buna rağmen izin vermiyor. Sağlık ve çevre kaygılarının yanı sıra özellikle tarım ve turizm sektöründe çalışan Mersin halkının başka korkularına da dikkat çekiliyor. Mersin halkının başka korkularına da dikkat çekiliyor. Nükleer karşıtı platformun eski sözcülerinden Sabahat Aslan’a kulak veriyoruz. Bu bölgede üretilen her ürüne etiket yapıştırılacak ve üretildiği yerin adresinin yazılması zorunlu hale gelecek.

Şimdi ben size soruyorum: Silifke‘nin çileği, Akkuyu’ya çok yakın, 30-40 kilometre uzakta. Siz tüketebilir misiniz? Biz şunu biliyoruz ki nükleer santral çalıştığı sürece radyasyon yayar. Nükleer santralin bakımı yapıldığı sürece radyasyon yayacaktır. Dolayısıyla o radyasyon tarım alanlarına da düşecektir. Yetkililere göre Akkuyu Nükleer Santrali dokuz büyüklüğündeki bir depreme dayanaklı olacak. Ancak son zamanlarda santral inşaatının zemininde çatlaklar oluştuğu iddialarının ardı arkası kesilmiyor. Zeminin böyle bir inşaata uygun olmadığı öne sürülüyor. Biliyorsunuz son zamanlarda bir çatlak meselesi çok konuşulmaya başlandı. Birçok bilim insanı girmek istedi sahaya, hatta TMMOB’dan, Türk Mimar Mühedis Odalar Birliği‘nden de gelip sahada inceleme yapmak istendi ama buna izin verilmedi. Türkiye'nin Nükleer Macerası

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Santrali inşa eden Rus şirketin yetkililerine iddiaları sormak istedik, ancak röportaj talebimiz kabul edilmedi. Akkuyu Nükleer Toplum Bilgilendirme Merkezi yetkilileri ise iddiaları kesin bir dille reddetti. Santralin yanı başındaki Büyükeceli Köyü‘ndeyiz. Bölgenin zeytini meşhur, ama tarım ve hayvancılık eski bereketinde değil. Bu yüzden nükleer santral inşaatı köyün çoğunluğu için iş kapısı olmuş. Kiminin eşi, kiminin çocuğu orada çalışıyor. Bu yüzden bizimle konuşmaya da çekiniyorlar. Santralde yakını çalışanlardan biri Hatice Şahin. Ancak kendisi nükleere karşı: “Kimi faydalı kimi zararlı diyor.

Cumhurbaşkanımız diyor, “Nasıl mutfağa tüpü koyuyorsun, bu da öyle” diyor. “Kaçırırsa ölürsünüz” diyor. İstemiyoruz yani.” Bu köyde doğup büyüyen Nebi Bolaç ise nükleer santrale ihtiyaç olduğunu düşünenlerden.

Santralin altyapı çalışmaları sırasında 25 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuş. “Biz çalışırken öğrendiğimiz kadarıyla bir çevreye zararı olmayacağı söylendi fakat kesin bir şey bilmiyoruz yani, ne olacağını. Örneğin bir Çernobil olayı Türkiye‘yi bayağı sarstı geçmiş dönemde. Ama burası da Çernobil gibi olur olmaz, onu da bilemeyiz. Ama inşallah olmaz yani olmasın isteriz. Ben istemiyorum. Ben bu santralin buraya kurulmasını istemiyorum. Buradaki yeşilliklerin hiçbir tanesi kalmaz, hepsi mahvolacak, ölecek yani. Bizim menfaatimize mi bu atom? Hayır, menfaatimize değildir. Hiç menfaatimize değildir bizim. Atom kurulduğu anda burada yeşillik de bekleme, burada insanların hiçbir tanesinde sağlık da bekleme yani. Kanser olup ölecek, hepsi gidecek. Köyün geçim kaynaklarından bir diğeri olan balıkçılığın da geleceği meçhul.”

Mesut Yılmaz, 20 yıllık balıkçı. Akkuyu‘ya uzun süre bir liman yapılmasını beklemişler. “Normalde proje vardı. Şu gördüğünüz dere yatağına olması lazımdı. Proje çizildiydi, olmadı bu nükleer santralden dolayı. Santralin denizdeki doğal hayatın dengesini bozacağından endişeliz. Şimdi aldığı suyu soğutma sisteminde bu sefer denize verecekler. Veya baraj yapacaklar bunu soğutmak için. Ne yapacak kimyasal ılık su?

Denize akacak. Bu sefer ne olacak? Denizin atmosferini bozacak. Atmosferi bozunca ne olacak? Diğer canlılar, mesela kurbağa balığı çoğalacak.

Diğer yandan inşaat, yerli halka olduğu kadar dışarıdan gelenlere de istihdam sağlıyor. Elektrik teknisyeni Selçuk Öztürk, İzmir’den gelmiş. İşbaşı yapmak için güvenlik soruşturmasının tamamlanmasını bekliyor. “İş tabii ki, yani sağladığı için mutluyuz. Sonuçta işin oluyor. Çalışmadığın zaman mutlu olmuyorsun. Yani için böyle. Biraz da mecburiyetten geliyoruz çünkü ülkemizde iş sıkıntısı var. Çalışıyoruz, zor geçiniyoruz. Çalışmıyoruz, hiç geçinemiyoruz. Mecburiyetten. Buraya geliyorsak burada çok güzel maaş aldığımızdan gelmiyoruz buraya. Piyasa kötü. Genç adamın bir de sorusu var: Ülkeye ne getirecek? Ekonomiye ne getirecek? Sadece burada işçinin aldığı üç, dört milyar aylık, sadece bizim kârımız bu olamaz. Enerjide ne değişecek? Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin tam kapasite devreye girdiğinde Türkiye’deki enerji ihtiyacının %7’sini karşılaması öngörülüyor. Bunlar arasında doğalgaz ve kömür büyük oranda başı çekiyor.”

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Daha sonra %19,8 oranı ile hidrolik enerji, yani barajlar geliyor. Rüzgar ve güneş enerjisi gibi çevre dostu yenilenebilir kaynaklar ise daha geri sıralarda. Akkuyu Nükleer Santrali toplam dört bölümden oluşacak ve ilkinin 2023’te devreye girmesi planlanıyor. Tam kapasiteye ulaşması ise 2026’yı bulacak. Peki bir nükleer santral nasıl çalışır, nasıl elektrik üretir? Basitçe anlatalım. Uranyum ve plütonyum gibi radyoaktif elementlerin çekirdekleri belirli şartlar altında parçalanır. Bu bir zincirleme reaksiyon yaratır ve muazzam sıcaklıkta bir ısı açığa çıkarır. Bütün bunlar kalın betonla kaplı nükleer reaktörün içerisinde gerçekleşir. Ortaya çıkan ısı basınç altındaki suyu ısıtır. Isınan su borular ve pompalarla buhar üreticisine gönderilir. Üretilen buharın gücü türbinleri döndürmeye başlar ve jeneratör yardımıyla elektrik üretilir. Daha sonra soğutma aşamasına geçilir. Sıcak buhar soğutma odalarına gönderilir ve soğuk su yadımıyla soğutma işlemi yapılır. Nükleer santral denince gözünüzün önüne gelen o devasa bacalar işte bu işe yarar.

Her şey kolay ve güvenli görünüyor değil mi? Ama büyük çapta enerji büyük çapta risk demek. Ne kadar güvenlik önlemi alırsanız alın, ne kadar beton duvar örerseniz örün sonuçta yapılan işlem küçük bir alanda kontrollü bir şekilde atom bombası patlatmaktan farksız. Zaptedilmeye çalışılan bu büyük enerji kontrolden çıkarsa sonuçları korkunç olabilir. Ayrıca geriye kalan sadece o bacalardan uçup giden su buharı değil elbette. Geride büyük miktarda radyoaktif atık kalıyor. Bunların güvenli bir şekilde dünya döndüğü sürece de korunması gerekiyor. Bu atıklarına başına bir şey gelir de bir sızıntı yaşanırsa, bu bir nükleer felakete dönüşebilir. Nükleer santrallerin risklerini, artısını, eksisini en iyi bilen isimlerden biri: Enerji uzmanı Profesör Tolga Yarman ile tanışın. Geçmişte Ecevit hükümetini Akkuyu projesinden vaz geçiren isim.

Türkiye'nin Nükleer Macerası

“Akkuyu’ya gidilmesinin iki sebebi var: Bir denize yakın ve o zaman deniz ulaşımı ile ancak taşınabiliyor oluyor idi büyük parçalar.

İkincisi, depremden areaydı bir defa, çok temel olarak. Ve nükleer enerji üretimi bir zorunluluk telakki ediliyordu. Ancak Yarman, 1970’lerde nükleer santrallerin ne turizme ne de tarıma etkisinin ölçüt alındığını anımsatıyor. Yaşanan faciaları anarken, bugün tehlikenin daha yüksek olduğunu da ekliyor. Bugün artık santrallerde kaza olasılığı %1. Yarman’a göre nükleer enerji bir zorunluluk değil, siyasi bir tercih. Nükleer enerji üretimi beni büyüler. Nükleer enerji üretimine katiyen karşı değilim. Olur mu böyle bir şey? Ya inşaat mühendisi karşı, neye karşı? Gökdelene karşı, var mı böyle bir şey? Ama derse ki bunun üzerine bir “100 metre daha koyarsam bu yıkılır” derse gökdelene karşı denir mi? Olmaz böyle bir şey. Değilim. Ama ben alaturkalıklara karşıyım, nükleer alaturkalıklara, nükleer fanatizme karşıyım. Nükleer kendini bilmezliğe karşıyım. Nükleer fanatizmaya karşıyım. İçi boş, içi kof nükleer heveslere karşıyım. Gerçekçi olmayan nükleer düşlere karşıyım. Ancak bir konuda oldukça emin.

Hâlâ kurulamayacağını söylüyorum. Kurulsa çalıştıramayacaklar. Neden çalıştıramayacaklar? Turizme zarar verecek. Dört tane reaktör kuracaklar, 20 milyar Dolar. Biz onun iki katını turizmden kazanıyoruz. Niye kuruyorsun onu oraya, mecbur musun? “Nükleer teknoloji gelecek.” Gelmeyecek. Nükleer teknoloji öyle gelmez. Akkuyu Santrali’nin ürettiği nükleer atıkların Toros Dağları’na gömüleceği iddiası var. Ancak çok can alıcı olan nükleer atık konusunun belirsiz olduğu öne sürülüyor. Yani sen enerji üretmenin dışında atığını nasıl imha edeceğini de ÇED raporunda belli etmelisin, zaten ÇED’in mantığı bu, riski nasıl yöneteceğiniz. Fakat ÇED raporuna baktığınız zaman riskin nasıl yönetileceğiyle ilgili bir düzenleme yok. Yani bu proje entegre değil.

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Mersinli avukat Fevzi Özlüer santralin iptali için onlarca dava açmış bir hukukçu. “Satın alınan risk ne aslında? Önümüzdeki 30-40 yıl içinde yaşamamız olası sorunlar. Yani benim çocukluğumda yaşadığım riski benim çocuklarım da şimdiden satın almış oluyorlar. Yani yaşadıkları şehirde fındık yiyememe, yaşadıkları şehirde sağlıklı büyüyememe, sürekli tedirgin yaşama… Biz bunu nükleer santralin maliyet kalemleri içine koymuyoruz.”

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Çevre Mühendisi Menekşe Kızıldere ise bir başka açıdan bakıyor. “Ekonomik kazanımın halkın yararına olmadığı görüşünde. Mesela Akkuyu’da bir nükleer santral var ve Türkiye’nin her yerine buradan enerji dağıltılıyor ama günümüz enerji üretim trendi desentralize olmak üzere. Buradan şirketler ve devlet kâr ediyor, kâr edebilirse. Genellikle şirketler kâr ediyor ama devlet hiçbir zaman kâr edemiyor. Halkın kâr, halkın bir kazanımı yok, vergiler ödüyoruz enerji için, ama o verginin karşılığını alamıyoruz ve borçlanıyoruz ve gelecek kuşakları da nükleer için borçlandırıyoruz. Aslında ekonomik olarak tam bir kara çukur.

Dünyanın her yerinde nükleer santral denildiğinde kaçınılmaz olarak ilk akla gelen kesim, genç nesil oluyor. Peki Mersinli gençler, borçlanma, çevre kirliliği ve maliyet konularına nasıl bakıyor? Bir kafede rastladığımız, “Çernobil” dizisinden oldukça etkilenen 20’li yaşlarının başında bir grup gence santral inşaatına dair fikirlerini soruyoruz. Tüm ülkeler tek tek nükleer santrallerini kapatıyor, bugün Ermenistan‘daki nükleer santral faal değil. Rusya‘daki birçok nükleer santral faal değil. Neden? Güvenlik gerekçesiyle. Ve biz bunu alıyoruz, turizm merkezimiz olan Antalya’nın, tarım merkezimiz olan Mersin’in göbeğine bu santrali inşa ediyoruz. Bu bizim için çok büyük bir tehlike.

Türkiye’nin Nükleer Macerası

Avrupa’ya baktığımızda da nükleer santrallerin kapatılıp daha yenilenebilir enerji kullanımının arttırıldığını görüyoruz. Ki onlardaki güneş enerjisi imkanları bizim imkanlarımızdan daha az olmasına rağmen. Santral açıldıktan sonra Mersin’den çıkan balıkları yiyebileceğimi düşünmüyorum. Ve Mersin’de denize girebileceğimi de düşünmüyorum. Çünkü güvenmeyeceğim hiçbir şekilde. Kesinlikle güvenmiyorum. Çünkü yani bunun sebep olacağı birçok kötü faktörler var. Önceden bunları gördük Çernobil faciasında. Diğer diğer facialarda bunları tek tek gördük yaşanan şeyler var. Birçok problemler yaratabiliyor. Doğamızı kirletiyor. Ki Türkiye olarak birçok hidroelektrik enerji santralleri, enerji kaynaklarımız bol, potansiyelimiz çok fazla ülke olmasına rağmen. Dağlarımız var, denizlerimiz var. Enerji potansiyellerimiz yeterince var.”

İşte artısıyla eksisiyle, isteyeniyle karşı çıkanıyla nükleer enerji ve Türkiye’nin hikayesi böyle… İyimser bir yaşam felsefesi “İyi düşün iyi olsun“ diye öğütler. Ama bir de Murphy Kanunu var, o der ki “Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa ters gidecektir.”

Sıradaki içerik:

Türkiye’nin Nükleer Macerası